Simurg

Nazan Bekiroglu
Simurg
Sark hikayesinin belkemigini teskil eden “harikulade” hayatimizdan cekip gitmis uzun zamandir. Yusuf zindanlarda degil artik, Zuleyha onu beklemiyor vaveylasiz. Mecnun’a donusmuyor Kaya, gul icin cileyen de yok. Bir tek Coban Cesme’sinde bir sikayet Faruk Nafiz’e bakilirsa. (Sairler de mazur zaten).

Cunku biz, “harikulade”ye yabanci, makul ve mantikli cocuklariz bir hayli zamandir. Medeniyet krizlerinin yikintilari arasinda ezik ve saskin. Kendisini gorecek gozden mahrum.

Hepimizde bir trajedi, bir trajedi. Ya evet ya hayir.

Harikulade, olaganustu demek. Gorunen gercekligin makuliyetiyle uzlasmasi imkansiz bir kabullenis yurekliligi. Bu yuzden eski zamanlarin kalp gozu acik, gonul dili cozuk, hanesine coktan ay dogmus insanlarinca, bir hikaye uzre mantiki izahi gerekmiyor.

Mustakimzade’ye gore her harfi cunku, bir melek bekliyor. Harikulade!

Nun harflerden bir harf alfabede.

Biz makul ve mutedil zamane cocuklari.

Uzun zamandir eski bir hikayeden cikarilan eski cumlelerle, hatta ayni sozcuklerle, yeni bir hikaye yazmanin mumkun olup olamayacagini dusunuyorum aciyla. Aciyla, cunku sozunu ettigim tam tersi yonde bir hikaye. Kelimeler ihanet eder bilirsiniz. Ve hikaye bir medeniyet icre okumaktan baska nedir ki? Butun akisi ters yuz eden bazen, baska ne olabilir ki?

Simurg’un hikayesi dusuyor bahtima agustos oglesi kutuphanelerde. Mantikuttayr, attar. Denizle pencerelerim arasinda yorgun yuzlu kitaplar, agir ciltli ve eski.

Simurg, efsanenin buyulu kusu. Kafdagi’nda yasiyor. Obur adi Anka. Ve Simurg ayni zamanda, Farsca, “otuz kus” anlamina geliyor. Anlatiya gore; Simurg’u aramak icin yollara dusen kuslardan, guclukleri asabilen otuz tanesi, Kafdagi’na vardiklarinda Simurg’u bulamazlar. Oysa bir de geri donup bakarlar ki Simurg kendileriymis. Otuz aslinda bir. Cokluk yok, teklik var.

Harikuladeye fevkalade iman eden zamanlarin, uzerinden bir yildiz gecmis guzel insanlari icin, Simurg’un oykusu yeterlidir, dogru. Ama “zamane”ye gore tersinden de bir okunusu vardir.

Ve buradan bakinca Simurg; gucu, surudeki en zayif kusun gucuyle sinirli bir kusa donusebilmektedir.

Elbette ki modern zamanlarin, suveydasi belirgin cocuklarina mahsus bir yorum olmakla sinirlanabilecek bu yorum, bir baska gercegi de isaret etmektedir ayni zamanda: Her ruyanin tersine bir tabiri vardir. Ve sorun, beylik bir cumleye gelip dayanir neticede: “Hangi dunyada yasiyorsunuz, hangi dunyada?”

Cevap: “Harikulade”nin coktandir kalin ve mesin kapli lugatlerdeki kosesine cekiliverdigi bir dunyada.

Simurg’dan soz etmeyi kim goze alabilir ki?

Degil mi ki Simurg birkac hayat icre yasayan bir kustur ve her mesel, kendi hayatimizi uzerine koyarak okuyabilecegimiz gibi, kendi hayatimizin uzerine koyularak da okunabilir.

Bizler mi? Makul ve mutedil zamane cocuklari.

Harfleri bekleyen melekler harflerini terk etmis coktan, Tanpinar’in gozunden kacmiyor.

Onlar Simurg’durlar; ancak en zayif kus kadar guclu simdi.

Simurg, bulmanin adi. “Zamane” anlamini yitirmisse bir kere, kaybetmenin oykusu olarak da okunabilir donuste.

Bulmak yitirmek demektir zira. Yitirmek, bulmak bir baska acilimda.

Isik karanliktir, karanlik isik.

Her harfi bir melek beklemiyor artik. Cennetler yarim.

Simurg’un gucu surudeki en zayif kusun gucuyle sinirli. Simurg artik en zayif kustan ibaret. O da, bir kafesten cikiyor, kendisini ikincinin icinde buluyor. Ikinciden cikinca ucuncunun.

Dort ve bes de sirada, bekliyor.

“Harfleri bekleyen melekler coktandir yok, en basta da zulfeli elifleri bekleyenler gitmis.”

Bir munhani kadar genis, bir nokta kadar derin, zengin cagrisimli nun harfi; kirik cizgilerin kesisimiyle yazilan ve kisaca “EN” diye telaffuz olunan bir “singil”dan ibaret artik. Bir tek o altin nokta “sonsoz” niyetinde, Gulname sairinin menzil-i ummidiyle:

“Kim bilir, belki de Ahmet Hamdi Tanpinar’in zannettigi gibi degildir; ola ki Mustakimzade’nin harfleri bekledigini soyledigi melekler geri donmuslerdir. Mevla gorelim neyler, neylerse guzel eyler!” (1)

Simurg, o, otuz kustan murekkep tek ve buyuk kus, orada yerli yerinde mi duruyor yoksa?

(1) Besir Ayvazoglu, Islam Estetigi ve Insan, Cag, Ist. 1989, s. 420.

Leave a comment

Your comment