Cinnet dedikleri o cennet

Nazan Bekiroglu
“Cinnet dedikleri o cennet”
Tanpinar’in XIX. Asir Turk Edebiyati Tarihi’nde isaret edildigi gibi, Musluman-Turk toplumu, XIX. asra bir medeniyet kriziyle girer. Bu krizden “akil” da nasibini alir ve “yeni” kiymetler siralamasinda ilk siraya kuruluverir. Oysa eskiler, “akletmek”le mukellef olduklari halde, akil bir noktadan sonra susmayi bilmektedir. Akil bir goz ise eger, bir kavrayis aletiyse, cikamadigi/yetemedigi hadden sonra yerini gonlun gozune birakir. Gonlun gozuyle hosca bir uyum icindedir. Kendini onun hizmetine vermistir. Bu yuzdendir ki aklin cikamadigi hadden sonra, baska bir goz yoksa, bosluk ve bunalim kacinilmaz olur.

Inkirazin cagrisimlarini kimliginde tasiyan, felsefi anlamda huzursuz bir sima, Ziya Pasa, unlu Terci-i Bend’inde, gorunur kainati ve otesini akilci gozle seyreder. Seyreder ve aklin kavrayisi sinirli oldugu icin huzursuz olur. Ona gore; bu dunyada akil bir beladir ve her bilgili sahis, “bela-yi akl” ile huzurunu kaybetmektedir, her arif kisinin, fazlina gore, sikintisi artmaktadir vs. Pasa kainati akilci gozle seyrettigi anda mutsuz olmakta haklidir aslinda. Cunku temsil ettigi neslin, kainat karsisindaki durus tarzinda; mahiyetine inilemeyen gercekler dahil tek/ilk vasitasi akildan ibarettir artik: Tek silahi, tek yolu ve tek yontemi. Her seyi kavrayan, kusatan, yol veren, izin veren sey akildir. O ne derse o olmaktadir. Onun kavrayamadigi yok sayilmaktadir.

Zira artik XIX. asir munevverini huzursuz eden akil, sezgiyi kucumseyen bir akildir. Vahyi bir derece arkasindan izleyen degil, vahyin uzerine cikan bir akildir. Akil ile, “akledilmek” icin gonderilmis olan vahyin yollari coktan ayrilmistir bir bakima. Bir baska deyisle bu akil o eski akil degildir artik. Bir noktaya kadar kullanilan, kole mevkiinde bulunan akil, ilahi gercekleri kavramada bir vasita olan akil, simdi artik hukmedene, efendiye donusmustur. Silah geri tepmektedir.

Akilci bakisin kavrayamadigi kainat icinde huzursuz olan Ziya Pasa, sonunda akli feda etmek ister:

Asude-ser olurdum asib-i derd u gamdan

Ya dehre gelmeseydim ya aklim olmasaydi

Kavrayamadigi, aklin yetersiz kaldigi dunya ve ote dunya manzaralari karsisinda “ya dunyaya gelmeseydim ya aklim olmasaydi” diye yaziklanan Pasa, cok da kolay gerceklestiremez bunu. Cunku kimliginde eski kalan bir taraf daima vardir ve dualizminin (ikileminin) derin urperisleriyle agnostik felsefeye siginir. Aklinin, askin gercekler karsisinda yetmezligini kabul eder. Bir bakima dizleri uzerine cokuvermek demektir bu: “Subhane men tahayyere fi sun’ihi’l-ukul”:

Sair Sadullah Pasa’nin tanimiyla “Eski malumatin belki esasindan yikildigi” XIX. asir, bu cok enteresan donem, akil uzerinde, daha dogrusu kiymetler siralamasinda akli ilk siraya koymak uzerinde israrlidir. Dusunsel degisimlere cok kuvvetli bir ayna olan edebi duzlemde, hepsinin evvelinde, kisik sesli de olsa “vahdet-i zati” akilci gozle seyretmek isteyen Sinasi vardir. Arkadan ise huzursuzlugu ve sesi iyice artan Hamit ve nihayet gorkemli fakat aci bir meyve Fikret gelecektir.

Cahit Sitki, Delilere Selam siirinde (Sonrasi, s. 58);

Cok daha ferah olmalidir

Cinnet dedikleri o cennet

Su akil zindanlarimizdan, demektedir.

Gorunen o ki Cahit Sitki, cinneti cennete tesbih ederken XIX. asirlilarin actigi yoldan gitmektedir. Daha abartili ve kaybi daha buyuk, belki arayisi da. Zira “bosluk” vehmi II. Cihan Harbi akabinde beslenerek devam etmektedir.

Bir Adam Yaratmak (Necip Fazil)’in Husrev’i, sonunda cildirir. Cildirir; cunku akli bir cephane deposu gibi patlamistir. Cunku sahip oldugu akil XIX. asra mahsus efendilik taslayan akildir:

“Yaratici neymis, yaratmaya kalkisarak tanidim. Yalanci Ilah, dogrusunu tanidi. Golge artist oz sanatkari tanidi. Ben simdi su anda taniyorum Allah’i. Ilminin, sanatinin karsisinda aklimi veriyorum. Aklim bir cephane deposu gibi patliyor, kul oluyor.” (Istanbul 1959, s. 142).

Necip Fazil’in, aklin degisen yeri ve rolu uzerine bir vurgulamasidir bu tecennun aslinda. Ve Husrev alabildigine trajik bir tiptir bu duyus tarziyla. “Yeniler”e takdim edilen aklin zaafi, her seyi bildigini zannetmesi. Akil, bilmedigini bilmiyor. Trajedi burada iste. Ya da komedi. Goz kendini goremiyor, ustelik goremedigini bilmiyor. Akil, sezgiyi inkar ediyor. Onu doguran hissi kucumsuyor. Kalp gozleri kapali, “makul” olana muheyya bir dongu.

Leave a comment

Your comment