Leyla diye kara kuru bir kız

Nazan Bekiroglu
Leyla diye kara kuru bir kiz
Felsefenin ve ilm-i kelamin, akil karsisindaki durus noktasi, akil yelpazesinde tespit ettigi dereceler, dahasi aklin zamandan zamana degisen tanimi bir yana; Mecnun’u bilirsiniz.

Leyli vu Mecnun hikayesinin, sohreti Fuzuli’nin sohretine muadil bu kahramanina, “Leyla mi” demisler, “neresini seviyorsun bu kara kuru cirkin kizin?” Leyla gece demek, karanlik. Ve Leyla dedikleri kara kuru bir kiz. Makul olculere gore Leyla guzel degil. Makul, akla uygun olan demek. Akil ise “uygunluk saglama, oranti kurma, birbiriyle uyumlu kilma gucu.”, bir seyin makul oldugunu soylemek de onun bir baglam icinde makul bulundugunu dile getirmekle iliskili.(*)

Mecnun, sozcuk olarak cinnetin mustaki, onunla ayni kokten geliyor. Cinnet getirmis olan. “Onu” demis Mecnun, “bir de benim gozumle gorun.” Cunku kendi icindeki uyum Mecnun’un, disindaki alemin olculeriyle uymuyor, onlardan cok daha ileride. Ve kacinilmaz soru: “Mecnun ne gordu Leyla’nin gozunde”? Bu yangin hangi aklin olculeriyle izah olunacak?

Mecnun, Leyla’dan onu yaratana, isigini ona odunc verene kadar uzanan bir yolun collerinde yanarak yuruyor. “Sanati da tarihi de yuruyenler halk etti.” diyor Cemil Meric, “Yildiz olmak kolay degil. Isik sacmak icin yanmak gerek.”

Kim bile bile yanmayi goze alabilir ki? Akli olan mi?

Bernard Shaw’a bakilirsa “Makul insanlar, icinde yasadiklari aleme uyarlar. Makul disi yasayanlar ise alemin kendilerine uymasini istemekte israr ederler. Onun icin terakki ancak makul disi insanlarin eseridir.”

“Aklin asagilik saydiginda kalp cogu zaman guzellik buluyor.” (Dostoyevski Karamazoflar’in tam 164. sahifesi.) Ve bu yuzden Dostoyevski’nin kahramanlari hep kalp yoluyla yuceliyor. Akil kalbin karsisinda ikinci planda kaliyor.

Kim bile bile yanmayi goze alabildi? Yurekli bir reddiye, onurlu bir protesto eylemi. Sizin dunyaniz benim dunyama uymuyor. Ve ben sizi reddediyorum. Siz de beni reddedebilirsiniz, fark etmez.

Isik sacanlar once yanmayi goze aliyor.

Eflatun’dan bu yana deha, bir tur delilik hali olarak tanimlanmiyor mu ve sanatci nevrozla psikoz arasinda gidip gelen bir tur deli sayilmiyor mu? Haydi yurekli olun ve koyun adini.

Van Gogh, omru boyunca tasinda kendi adi yazili bir mezari ziyaret etmek zorunda kalmisti (Kendisine kisa bir sure evvel olen kardesinin adi verilmisti: Vincent.) Sevgilisine kesik kulagini armagan eden bu dahi, bir akil hastanesinde intihar ettiginde hastaligi hakkinda varilan tani “kisilik bolunmesi”nden ibaretti. Kisiligi, biri digerini yok edecek iki yarima mi bolunmustu? Hakkinda verilen tani ne olursa olsun, resim tarihinin gelmis gecmis en parlak yildizlarindan biri oldugu muhakkak, zamaninda anlasilamamis, yerlesik begeniye hitap etmemis (edememis degil) olmakla birlikte.

Ilkbahar Senfonisi Schumann’in icindeki ulkelerden kopageliyordu: “Kirlar yesillenmeye, kelebekler ucusmaya baslar.” oysa bir akil hastanesinde gozlerini yumdu. Fransa’nin ovunc kaynagi, edebiyatin da, egitimin de pir u ustadi Rousseau son zamanlarinda adam akilli bunalimlidir, dengesiz denebilecek kadar. Gogol da oyle, omrunun son yillarinda. Kendisine deli diyebilenin deli olmaya hakki yoktur elbet, kimse kimseyi kandirmasin; ama bir Delinin Hatira Defteri’ni durup dururken neden yazdi? Delirmemek icin mi? Peki ya altmis dokuz yillik omrunu mutlulukla; ama gercekten mutlulukla dolduran Erasmus’u nasil izah etmeli? Encomium Morias: Delilige Ovgu. Vatslav Nijinskiy sonra, son yillarini hastaneden hastaneye geciren bu Rus dansci. Ve “Sagirlara sarki soyleyen bir tenor”, Nietzsche, 1900’de oldugunde bir akil hastanesindeydi. Son yazisinin altina imzasini “carmiha gerilen” olarak atti. Akli aradan tamamen cikardigi icin mi imzasini “carmiha gerilen” olarak atti, yoksa imzasini oyle attigi icin mi akli aradan cikardi?

Sadece “gercekten” yasayanlar mi? Bir turlu akilli mi mecnun mu olduguna karar veremedigimiz Hamlet. Bir Adam Yaratmak’in Husrev’i. Ya Don Kisot’a ne demeli? En guzelini Cemil Meric diyor, kimse yeni bir sey soylemek icin yorulmasin: “Don Kisot kanatli, kertenkelelere gulunc gorunmesi bundan.” Ciragan Sarayi’nin V. Murad’i, havuz basindaki Sultan Ibrahim’le ayni yerde duruyor. Yine Cemil Meric: “Deli Ibrahim, Osmanogullari’nin en akillisi. Inci baliklara atilmak icin yaratilmamis olsaydi, denizlerde ne isi vardi?” Bu inanilmaz zarafetteki kinayenin ruh acitisi bir yana, dogru, sanati da tarihi de yuruyenler halk ediyor, terakki makul disi olanlardan geliyor.

Gemileri karadan yurutmek, akillara durgunluk verecek bu is, bu cok mu “makul” idi?

(*) Doc. Dr. Hanifi Ozcan, “Akil Iman Irade Iliskisi”, Kubbealti Akademi Mecmuasi; Ekim 96, s. 201 vd.

Leave a comment

Your comment