Adı kalmayan kent

Nazan Bekiroglu
Adi kalmayan kent
Derununa bir kapidan girilen sehirlerden korkarim. Derununa birden fazla kapidan girilen sehirlerden daha cok korkarim: Karskapi, Erzincankapi, Gurcukapi.

Merhaba ey eski yolcu merhaba.

Beni ancak, yorgun bir tren bir donemeci devirip de bir dagin arkasina gecince, ayaklarinin dibine serilen kentte gecmis bir yaz’in ruyasini derin, uyuyor bulmak isteyenler anlasinlar.

Ne kadar kolay bir baskasina ait gunluklerin, harflerin, kivrimlarin uzerinden gecmek sabahlara kadar. Baska hayatlarin uzerinden yurumek ne kadar kolay. Nasilsa olen baskasidir, yasayan da. Yurek isteyen, insanin kendi hayatinin uzerinden gecebilmesi. Yeniden yasayabilmesi, yeniden olmesi.

Soyle, bunca yil aradan sonra bir zamanlar oldugun “ben”i aramaya cesaretin var mi? Ey kalbim, bu kente ilk geldigin gun hatirinda mi? Bir guz istasyonunda sirtindaki beyaz kazak. Ve o gunki gozlerin sende mi hala? Istersen sus ve istersen yine konusma. Surgunlugun bir bakima o gunden kalma. (*)

Sifirin altinda seyreden sasaali isilarda turuncu sis lambalari. Daglarla gokyuzunun arasinda sahiplendigim ikiz tepe. Sark’in, bestesi mahur, guftesi huzzam kirik hikayesi iste. Lavanta dalinda idrakin kirilgan kokusu. Yere dusup bin bir parcaya bolunen ayna, icine dokulen goruntuyu cogaltmaktan baska, mahiyetinde ne gibi degisiklige ugramistir ki? Ille de tasli taraklar ve karanfil bugusu.

Burada insanlar pirinc semaverlerin etrafinda sabahlara kadar suren sohbetlere daliyor.

Bu kentin sokaklari baharat kokuyor.

Bu kente hala kar yagiyor.

Uzak temmuzlardan yakin temmuzlara hos geldin eya kentin meczubu.

Tolstoy’un, omrunun son duraginda, yolunun ugradigi kucuk tren istasyonu degil buradaki. Lakin beyazligin her seye sindigi kentin istasyonu da butun tren istasyonlarina benziyor: “Uzayip giden tren yollari.” Tolstoy bu kentten ve bu istasyondan hic gecmemistir, olsun. Bazen basrol oyuncusu sahnede hic gorunmeyen degil midir?

Madem ki uzak kutuphanelerin camlarinda yansiyan aksam guneslerinde mutevazi kitaplar sirt sirta vermis oylece duruyor. Ve Rus klasikleri tarafindan bir irmak dun ile bugunun arasinda sinir cizgisi cekiyor. Ve mademki aniden, adi “aci” anlamina gelen Gorki’nin devrim oncesi oykuleri renk veriyor. Oyleyse her gozyasi cok ayrilik demektir. “Celkas”, “Malva”, “Yol Arkadasim…” “Canimiz olesiye sikkin, kurtlar gibi ac ve butun dunyaya ofkeli, Perekop’tan ciktik” / “Bozkirda.” Yoksul ama ozgur ve yurekli “Insanciklar”a duyulan o ruh acitan sevgi “Malva”dan tasiyor, “Celkas”tan tasiyor. Insan kendi ruhunun labirentlerinde dolasiyor. Kendisini taniyor. Bir zamanlar oldugu kendisini ariyor.

Yalan! Aslinda her gecmis kendi sahibini ariyor.

“Bugunun yagmurunu yarina ertelemek” olasi degildir cogu zaman, boyle diyor Gorki, iste bu dogru; ama beklemesini sadece istasyonun tas binasi biliyor. Ve yirmi yil onceki kendisini aramak icin buraya gelen yolcu, yirmi yil sonra aranacak bir ben birakarak bu sehirden cikip gidiyor.

Bahis oldugu kentin adinin bir kez bile olsun gecmedigi boyle bir yazida butun uslup endiselerinden azade, herkesce paylasilabilirligi muhakkak olan cumle en harcialem cumle aslinda. Sade, gosteristen uzak, siradan ve basit bir cumle: “Ruzgara karisan kekik ve lavanta kokusu.” Omrunde bir kez olsun yerlerin ve goklerin arasinda bir basina, otlara uzanarak susam tarlalarini dalgalandiran ruzgarin sesini dinleyen ve onun tasidigi kokuyu icine ceken kisi icin bu cumlenin yitme tehlikesi yoktur, ne kadar eskise de, ne kadar kullanilsa da: “Ruzgara karisan kekik ve lavanta kokusu.”

“Ozlemek ne zor kelime” diyor sair. Ozlememek daha zor, diyorum acizane. Hicbir sey yasamamis gibiyim. Her seyi bir fincan cay icerken hatirlarim belki. Aslinda ne sair hakli ne ben. Va’dedilen ulkelerin verilmemesi zor. Ama va’dedilen ulkelerin va’dedilen ulke olmadigini fark etmek, bu daha zor. Yitirilmis yasamlarin arkasindan yitip gidiyoruz iste.

Senle de sensiz de olmayan ey sehir!

Senin icin ne kadar cok aci cektim.

Karsiligini istemezdim. Bilsen, bununla yetinebilirdim.

Ama bilmedin. Simdi ne yapacagim ben?

(*) Butun surgunluklerim bir bakima bu surgunun bir suregi / Sezai Karakoc

Leave a comment

Your comment