Soze hayatin fedasi

Nazan Bekiroglu
Soze hayatin fedasi
Sozun, hayatin neresinde durdugu, bir sorun olarak, soz kadar ve hayat kadar eski. Sozun hayat karsisinda ne kadar samimi olabildigi meraka deger elbet. Ama daha meraka deger ve tehlikeli olan ne kadar samimiyetsiz olabilecegi.

Eski Yunan, sofistleri yetistirdi. Onlar, o hayatin icinde bir ihtiyaca cevap verir, dolasarak, guzel ve etkileyici konusmayi, hitabeti ogretirlerdi. Sofistlerin temsil ettigi anlamda “soz”un yontemleri, formulleri vardi. Ve eger bu formulleri iyi kullanabilirseniz gercekle/dogruyla iliskisi ne olursa olsun, bir fikri ispatlayabilir, hatta hic inanmadiginiz bir davayi kazanabilirdiniz. Mutlak/dogru olanla iliskisi ne olursa olsun sozun ustun gelmesi, sofist sozcugunun zamanla olumsuz bir anlam kazanmasina neden oldu. Ancak dogru olan karsisinda dayatilan ve kazanan bu samimiyetsizlik sozun zaferiydi aslinda.

Sofistleri yetistiren eski Yunan’da vezin, kafiye ve benzeri siir bilgilerini iceren okullar da vardi. Guzelligi geometrik olculerin uyumuna indirgeyen bir boyle uygarlik da sasirtici degil elbet. Kim bu okullardan yetiserek sair olmus? Bilinmez ama siir okuldan, hocadan, kitaptan ogrenilmez elbet.

Iskolastik zihniyetin de temel endiselerinden biri lisani hic yanlissiz ve etkileyici kullanmakti. Retorik. Ama ici bosalan retorik ortacagin felaketi oldu. Hayat yok oldu. Daha dogrusu bir oyuna donustu. Kabuklasan lisan ve kliselesen hazir imajlar, idrak ettigi zirveden sonra divan edebiyatinin da tukenisini hazirladi. Hangi duyguyu nasil ifade edecegi onceden belirlenmis aritmetik saglamliklar yigini arasinda hayat nasil gorunebilirdi ki? Ve dil, uzerinde cok duruldugunda gercekten tehlikeli oluyordu. Yani meziyeti olan sey, dil, edebiyatin zaafina donusuyordu.

Bu yuzden klasik disiplinlerin asiri kuralciligi ve bicimciligi uzerine inanilmaz bir savruklugun carpik lirizmi ile kurulan ve ilhama dayali bir siir anlayisini one cikaran romantikler sozu mudahalesiz, geldigi anin sicakliginda saklamayi sevdiler. Uzerinden bir duzeltme gecmis her anlati cumlesine koyulacak son nokta pismanliktan ibaretti onlar icin. Bu yuzden bizde romantik bir siir anlayisinin sahibi olan Hamit, sair-i azam, bu anlayisin kendince bir ozeti sayilabilecek siirine Bir Sairin Hezeyani adini verdi. Hezeyan, yani sayiklama. Hastalik ateslerinin bilincleri bulandirdigi yere musabih bir yerde, soyledigi sozun retorik saglamligini kim dusunebilirdi ki? Dahasi, hastalik atesleriyle zihni bulanan hastanin samimiyetsizliginden kim soz edebilirdi? Hic kimse. O da dusunmedi. Ve bu yuzden Bir Sairin Hezeyani’nda gramer bilmedigini, mektep medrese tahsili gormedigini, hocadan seyhten ders almadigini, kisacasi cehaletini hem de gogsunu gere gere ilan etti:

Cehl ile iftihari pek severim

Bu sahane cehl ile iftihar ederken o, ilhama dayali bir siir anlayisinin onune gecen kuralci bir siir anlayisinin aleyhinde gorus beyan ediyordu. Gramer kurallarini bildigine suphe yok. Onlari feda edecek kadar yurekliydi sadece. Hayati dile feda etmiyordu.

*

Peki ya biz? Hangisini feda ediyoruz? Sozu mu, hayati mi? Sozun aritmetik saglamliginda kendini kandiran sofistler miyiz? Yoksa hayatla aramiza hicbir kuralin girmesine goz yummayacak kadar yurekli miyiz?

Kac kez inanmadigimiz yazilarin altina imza attik sozun inanilmaz cazibesi ugruna. Sozun cazibesi, soze hakim olmanin hazzi ugruna ruhumuzu mu satiyoruz yoksa?

Iptida kelam vardi. Yasanti arkadan geldi. Boyle mi kandirdik kendimizi?

Soz ugruna hayati bir yalan gibi yasadik. Ne kadar yalanciydik. Kurdugumuz oyunlarda oysa, her sey ne kadar inandiriciydi.

Asktan bahsettik, aski tanimiyorduk. Olduk olmuyorduk. Sadakatten soz actik, sadakati bilmiyorduk. Sevdik, aslinda sevmiyorduk. Aldik, veriyorduk, verdik aliyorduk. Soz yerini buluyordu sadece, iyi dusuyordu, uygun. Icimiz bir hos. Ha bire buyuyorduk.

Kac kez yeri geldi diye cumleler sarf ettik aritmetik saglamligi bol formuller dogrultusunda. Soz yerini bulsun da.

Soylemesek olurduk.

Inanmadan soyledik, yine olduk.

Iletisim icin: KTU Egitim Fakultesi (61335) Sogutlu / Trabzon

Leave a comment

Your comment