Özet niyetine

Nazan Bekiroglu
Ozet niyetine
Bir ihtilâlin bas kahramani degildiniz elbet. Oyle dingin oyle masum, dort yillik siralariniz kadar hayatlarimizdan da geldiniz gectiniz. Oysa ne cok sey paylasmistik, bilirsiniz.

Namik Kemal’in Intibah’iyla basladi hikâye. Camlica. Mesire. Tepe. Bunu kavramakti mesele. Oyle ya, yasar da gorursek III. sinifta Yahya Kemal’in “Uc Tepe”sine gelecekti sira: “Turk edebiyati yeni unvanini takindigi elli seneden beri…” Her eserin arkasinda hayat vardi hani, bunu hic unutmayacaktiniz.

Sonra Sezai’nin ardina takildik bir sure. Gerci Ekrem’den hazirlikliydik, andim agladim andim agladim. Temrinliydiniz hasili. Ama yuzume hic bakmasaniz da gozumden kacmadi. Oyle ya, Nil sularindan hurriyete. En kati gorunenlerinizde bile Dilber’e bir acima.

Kalpleriniz karsimda bir kitap kadar acikti.

Sonra Ahmet Cemil dustu bahtimiza. Yerdeki halinin uzerine uzanarak Musset okuyan bu hayal yorgunu. Ne cok “pedagojik endiselerle” ruhunun dunyasindan yesil tahtanin uzerine tozlu tebesirlerle semalar cikardik. Birlikte, Lâmia’nin XIX. asir piyanolari esliginde, Ask-i Memnu’lara gectik. Bir yerlerde Bihter vurdu kendisini. Sizin arkanizda “her biri denize acilan birer bugulu pencere.” Omrunuzun altin duragi, ne cok duragini kucakladi Yeni Turk Edebiyati’nin. Servet-i Funun’lari Fecr-i Ati’ler takip etti. Fecr-i Ati’leri Milli Edebiyat’lar. Yedi cephe mi desem artik, dokuz cephe mi, savastik. Cok cephede bozgunduk. Oyleydi de, milli felâketle milli benligimizi bulduk. Omer Seyfeddin’in “Gizli Mabed”inde Sark hayrani azgin frenkten cok, mutedil ve realist buyuk anneyi anladik. Bir benzeri de Hasim’in “Gurebahane-i Laklakan”inda vardi. Nedense frenkler bizi, mest-i naz, duvar halilarinda ariyorlardi. Oysa bizim ne cok canimiz acimisti. Aksam yine aksam. Gollerde kamis olmaya firsat kalmadan evden kaciyordu Yahya Kemal’ler. Sukur, bir kez kaybedip de bulunca eve donuyordu ayni Yahya Kemal’ler. Camlarimizda yagmurun tikirtisi mi? Zeynep Hanim konaginda ilk ders: Vigny’den “Kurdun Olumu”. Iyi bir secim: “Birdenbire alev sacan iki goz fark ettim.” Ve yavrularinin dirimi ugruna erkeginin olumune riza gosteren muhtesem disi. Istiare; batmakta olan Osmanli gunesi (cocuklar bakabilirsiniz Ayvazoglu, Eve Donen Adam, hattâ mutlaka bakiniz). Her gecenin bir sabahi hasili. Akif’in Istanbul-Ankara arasini yuruyen bir vaiz olarak kat etti gunlerce. Gunu gelince Faruk Nafiz’in yayli arabasina dolustuk hepimiz. Gordugumuz Anadolu manzarasi pek ic acici degil idiyse de bir huznun inceligi, Marasli Seyhoglu’nu tanidik:

Hastayim derdime verem diyorlar

Aslimi el almis harem diyorlar

Halide Edip’e geldi sira. Baslangicta tutkulu ask romanlari vardi, acaba genc hanimlar daha mi iyi anliyorlardi? Ama neticede sinav kâgitlarina her roman kendi ozeti olarak dokuluyordu.

Zaman helezonik bir kavramdi nasil olsa. Yeniden yeniden yasanmasinin imkâni ve ihtimali vardi. Zaman billûr bir avize. Tanpinar. Ihtiyar bir cinarla Orhan zamanindan kalma bir duvarin arasindan usulca geciverdik.

Kalbim karsinizda bir kitap kadar acikti.

Istiyordunuz 1940’lari otelere atliyorduk usulca. Siz bile fark etmiyordunuz. Donemler tukeniyordu. “Uc Nokta” koyuyorduk, veda niyetine cumlenin sonuna (muellifi Ahmet Turan Alkan).

Hep biz oluyorduk buralara kadar gordunuz. Ama haziranlarda “biz”, cogul birinci sahis eklerini terk ediyor, geriye, giderek daha cok isitan bir haziran gunesine alisik olmayan kentin yalnizliginda, birinci tekil sahislar kaliyordu. “Ben”. Yalin. Eksiz ve eklentisiz. Kendini anlatmaya en musait olani, anlatim tekniklerinden hatirlarsiniz.

Ben: Her haziran degilse de cogu haziran. Benzer yazilar yaziyorum. Dedim ya, “her gun inip ciktigim merdivenin kiriklarina bakilirsa ben de eskiyorum.”

Siz: Bu kenti korkarim siz, kolay unutamazsiniz. Yagmur kokan sokaklarini. Kaldirimlara isik toplari dokulen ekim aksamlarini. Durup dururken “kuzulayan” denizini. Aniden parlayip aniden sonen insanlarini. En fazla da bu kentte biraktiginiz ve bir zaman sonra artik siz olmayacak olan “siz”i. Altin devrinizi.

Ben ve size gelince: Kimi fotograflarda gulumseyen suretleriz artik. Aslimizi kim almis?

Iletisim icin: Egitim Fakultesi 61335 TRABZON

Leave a comment

Your comment