Don Kisot

Nazan Bekiroglu
Don Kisot
Don Kisot’u tanirsiniz. Sovalye hikayelerinin etkisinde tehlikeli bicimde derinlesen ic gercegi, disindaki gercekle uyusmadigi anda bas kaldirandir o. Ama onurlu baskaldirinin faturasi agirdir: “Bir Delinin Dusleri”. Boylece ilk bakista Don Kisot, Ronesans’in getirileri arasinda akilci gercekligin sozculugunu ustlenmis gibi okunur. Artik insanlar, yuce degerler ugrunda olumu hice sayislariyla degil, ceplerindeki parayla ovunmektedirler. Ancak garip bir talihle, idealize bir hayat telkin eden sovalye ruhunu ozendirmek de yine en fazla Don Kisot’un payina duser. Cunku o magdur komik degil, magrur trajiktir ve Dostoyevski’nin tanimiyla “gelmis gecmis en uzucu romandir” bu.

Yazinin, hayatin neresinde durdugunu merak eden her okuyucu icin en uygun olmayi teskil eder Don Kisot. Yazi-hayat, mana-madde, ideal-reel, kurgusal-gercek… Cesitli turevleriyle sonsuz sayida cogaltilabilecek bu ezeli catisma Cervantes tarafindan, Don Kisot ve Sanco Panza kimliginde okumaya acilir. “Siska ve uzun” efendi ile “sisman ve kisa” usagi, olanla olmasi ozlenenin abartili karsitligini vurgular. Onlarca ressama ilham veren duruslarinda, biri goge dogru uzanirken digeri yere yayilandir. Ayni bir seye bakarlar da farkli iki sey gorurler. Sanco yel degirmenlerini gorur, Don Kisot devleri.

– Yel degirmenlerini neden dev zannediyorsun?

– Peki ya sen neden devleri yel degirmeni zannediyorsun?

Efendi ile usak arasinda gecen bu konusmanin dayattigi mantik Don Kisot’ta oylesine kuvvetlidir ki devlerin Sanco Panza’yi buyuledigine ve ona yel degirmeni biciminde gorunduklerine inanmaktadir. Dahasi ona gore, buyuculer Don Kisot’un bizzat kendi bakisini bile belirlemektedirler. Dulcinea’yi kaba-saba, cirkin bir koylu kizi olarak “gordugu” anda Don Kisot, gercekte bir prenses olan sevgilisini, buyulendigi icin boyle gordugunu fark eder/zanneder. Sevgilisinden en az emin olmasi gerektigi boyle bir anda uzerinde hala israr ettigi kiymet, askin zaferi olarak yorumlanabilecegi gibi, bir birey olarak Don Kisot’un kendisine inancinin zaferi olarak da yorumlanabilir.

Kendisini ruyada bir gece kelebegi olarak gorup uyanan bir insan miyim, yoksa kendisini bir insan olarak ruyada gormekte olan bir gece kelebegi miyim? Don Kisot’u o kadar zenginlestiren cogulluk tam da bu teknik oyundan kaynaklaniyor. Sonsuz goruntuler paralel aynalarin icinde cogaliyor biteviye. Oyleyse Cervantes’in, bu romani, akilci gercekligi onemsemek, sovalye hikayelerinin romantizmini elestirmek icin yazdigini, yani bir taraf oldugunu iddia eden bir cozum Don Kisot icin her zaman eksik ve yanlistir. Ustelik Cervantes, Ronesans gercekciliginin etkisiyle bunu gercekten boyle yapmak istemis olsa bile.

Don Kisot ne sadece realistleri hakli cikariyor, ne sadece idealistleri. XVIII. asir akilcilarinin okudugu Don Kisot’u XIX. asir romantikleri tam tersinden okuyor. Boylece Don Kisot’u okumak alternatif okumalari da hesaba katarak buyuyor. Bir yasama bakis noktasi olarak romantik ve realist tavir birbiri icinde ve birbirini hareket noktasi olarak alip tekrarlanip duruyor.

Cervantes, bu Lepant (Inebahti) yorgunu, yaptiginin farkinda miydi acaba? Bilinmez ama, romani mesajini paylasanlar kadar paylasmayanlara da gulumser. Ne sadece kendi caginin romanidir Don Kisot, ne sadece kendi toplumunun.

O, objektife bakarak poz verilen fotograflara benzer. Hangi noktasinda durursaniz durun odanin, gozlerinde daima size yoneltilmis bir bakis vardir.

Peki biz hangisine inanacagiz? Sovalye Don Kisot’a mi? Usagi Sanco Panza’ya mi? En mantiklisi mutlak gerceklige, yani Cervantes’e inanmak gibi mi gorunuyor? Iyi ama o da buyulenmislerden biriyse? Gorunen, Don Kisot’u hicbir zaman “gercek” olarak okuyamayacagiz.

Guzel olan her sey gercektir ya da gercek olan her sey guzeldir. Sorun bu ikisi arasinda secim yapabilmekten ibaret. Oysa yasam, gercek guzellerle guzel gercekler arasinda paylasilmistir coktan. Zamane kimi ilk grubu hakli cikarir, kimi ikinci grubu. Ama zamanenin kendisi de bu secime bir taraf/bertaraf oldugu icin secimi guvenilir degil.

Peki biz kime inanacagiz?

Ille de Sanco’daki buyume? Gercegin siritkan yuzu olarak bu oykuden cikip evine donmek isteyen Sanco, II. cildin sonunda olum dosegindeki efendisine seslenir: “Kalk efendi gidelim, bayan Dulcinea’yi bulalim.” Bu ne demektir simdi? Kim efendi kim kole, kim hayal kim gercek, kim akilli kim deli, kim kim oldugunun artik birbirine karistigi bir boyle varista, bu hayat belki de en guzelidir ve Don Kisot en dogru bicimde okunmaktadir. Cunku artik, gercek diye bir sey bile yoktur. Belki.

Meger ki kalbimiz.

Leave a comment

Your comment