PollyAnna, kizim ve ben

Nazan Bekiroglu
PollyAnna, kizim ve ben
Bu kez her zamanki gibi bir sabah degildi. Kucuk kizimin dogum gunuydu. Bir gun evvelden izin almis oldugum icin adliyeye gitmedim. Erkendem kalktim. Mutfaga gectim. Bes turlu tuzlu, alti turlu tatli, dolma, borek daha neler hazirladim. Yas gunu pastasini firindan cikardim. Uc esit parcaya ayirdim, aralarina krema surdum. Yumurta akini cirparak pasta siringasina doldurdum, en uste kizimin adini yazdim. Adindaki I harfinin noktasi biraz egri dustu diye bir hayli agladim; ama fazla uzatmadim, daha yapacak bir yigin is vardi. O sirada buyuk kizim geldi yanima. Anne, dedi, ne yapiyorsun, bunlarla ugrasilir mi? Tutarsin bir pastaneden birkac masa, gul gibi agirlarlar. Sen sus, dedim, ne anlarsin?

Henuz kucuk kizimin hediyesini almamistim. Bir kosu hazirlandim. Kendimi yollara attim. Ne alayim, ne yapayim diye dusunurken, en iyi hediye kitap, dedim. Oyle ya, biraz da, dogdugu gun alinan gul agacindan ceyiz sandigini doldurmak amaciyla aldigim hediyelere hep burun kivirirdi. Oda takimi alirdim, gumus kupe isterdi. Iki ucu dantelli havlu alirdim, son cikan kasetlerden birini isterdi. Evet evet, en iyi hediye kitap. Bizim sokagin ucunda Tahir Beyamca’nin Muracaat Kitabevi’ne yollandim. Kapiyi itiverdim usulca. Tahir Beyamca camli bankonun arkasinda, yaninda saygi uyandiran uc zat, bilmem hangi yazarin bilmem hangi eserinde insan ruhunun labirentlerinden bahsediyorlardi galiba. Labirent ile insan ruhu arasinda pek ilgi kuramadigim icin aklimda kaldi. Yaklastim, gurultu yapmaya korkuyordum. Tahir Beyamca, dedim. Buyur Zekiye Hanimkizim, dedi, utandim. Sey, dedim, Tahir Beyamca, benim kucuk kizin yas gunu de. Yuzu aydinlandi. Ha, dedi, soyle bakalim ne istiyorsun? Bilmem ki, dedim. Siz bilirsiniz. Uc saygideger zat da katildi; cocugun yasi, okulu, huyu suyu soruldu. Siralayiverdim bir cirpida. Neredeyse pabuc numarasini, bedenini, goz rengini filan da verecegim ya vazgectim. Dordu, aralarinda, cok ciddi bir eda ile miril miril bir seyler konustular. Kulak kabarttim. Biri PollyAnna, biri Bir Genckiz Yetisiyor, oburu Kaptan Grant’in Cocuklari, bir digeri Robenson diyor, hicbirini bilmiyorum. Cocuklugumda kitap okumuslugum mu var? Sonunda Tahir Beyamca, uzerinde suslu harflerle PollyAnna yazili bir kitap uzatti. Al bakalim, dedi, kucuk kizlarin olmez kitabi. Hadi simdi ilk sayfaya yazi yaz. Guc bela bir seyler karaladim; ama yazimi da, yazdigimi da hic begenmedim. Tahir Beyamca duz bir kagida sardi PollyAnna’yi. Paket biraz daha suslu olsaydi daha memnun olurdum; ama ici disindan onemlidir, diye dusundum, kendimi teselli ettim.

Parti bitti. Butun aile bas basa kaldik. Bende bir heyecan. Kim bilir kizim ne kadar sevinecek. Onca suslu hediye paketi arasinda benimki biraz zavalli gorunuyor ya ne gam. Kucucuk kizim kagidi yirtti, icindekine bakti ve bir tarafa birakti. Etrafima bakindim. Ne var, dedim, neden sevinmedi, yoksa Robenson’u mu almaliydim? Buyuk kizim, aman annee, dedi, birak su ilkel ve monoton kitaplari. Ama, dedim, Tahir Beyamca butun kucuk kizlarin bunu okuyarak yetistigini soyledi. O, o zamandi, dedi, Tahir Beyamca’dan bu yana hayat cok degisti. Yani, dedim, simdi bu? Evet, dedi aynen oyle, bu antika bir kitap. Simdi artik cocuklar da gencler de baska seyler okuyor.

Ertesi sabah genc bir kitapciya kostum, kulaginda kupe olani tercih ettim. Gerci yuksek tonda bir muzik etrafa yayiliyordu. Sagda solda masalar vardi ve yenilip iciliyordu. Yani kitapci oldugunu anlamak icin epey dusunmem gerekti. Acaba yanlis yere mi geldim, derken kitap raflarini fark ettim. Ustelik uzun kuyruklar olusmustu. Bir sair “en cok satanlar listesinin tepesindeki” siir kitabini imzaliyormus. Gencler ne kadar cok kitap okuyor demek, sevindim. Nasil yardim edebilirim, diye seslendi kulagi kupeli genc. Ben, dedim, kucuk kizima dogum gunu hediyesi alacaktim. Yasini, hayata nasil baktigini, ozel zevklerini siralayacaktim ki dinlemedi bile. Tamam, dedi, elime bir siir kitabi tutusturuverdi. Nasil akil ettiysem, siir biraz agir gelmez mi, diyesi oldum. Bu sizin bildiginiz siirlerden degil, diye neredeyse azarlayiverdi. Suspus oldum.

Eve geldim. Kurdeleler, fiyonklar icinde isik sacan paketi kucucuk kizima uzattim. Bir ciglik atti ki sormayin. Uyumakta olan kedi tek gozunu aciverdi. Bir sey olmadigini anlayinca hemen yumuverdi. Kizim, yasa annecigim, dedi, iste Didem’in elindeki kitap. Boynuma bir atildi, bogulacaktim. Halinin uzerine uzanip okumaya basladi. Buyuk kizim da yanina.

Odama gectim. Dusundum. Olani biteni pek anlayamamistim, vardir bir bildikleri, dedim. Cizgili battaniyenin uzerine uzandim. Ama once kapiyi kilitledim. Kediyi aldim yanima. PollyAnna’nin kapaktaki resmine baktim: Simonlu saclar, kolali dantel yaka. Ilk sayfayi actim. Okumaya basladim: “O haziran sabahi bayan Polly mutfagina her zamankinden erken girmisti.”

Leave a comment

Your comment