Olağanmıs gibi olağanüstü

Nazan Bekiroglu
Olaganmis gibi olaganustu
Namik Kemal’in unlu roman tanimi, “Guzeran etmemisse bile guzerani imkan dahilinde bulunan bir vak’a” ile baslar. Romanin vak’asini, gerceklesmemisse bile gerceklesme imkani tasiyor olmakla, bir baska deyisle gorunen gercekligin mantigiyla sinirlayan bu tanim, Bati’da ve bizde romani yillarca donduren carkin eksenini olusturur. Oyle ki bizde Bati tarzi ilk romanin (Intibah, 1874) muellifi sayilan Namik Kemal, edebiyatimizdaki geleneksel hikayeyi, Bati tarzi roman nezdinde hor gorurken, “kocakari masali” olarak vasiflandirmaktadir:

Masala benzeyen, yani “tilsim ile define bulmak, bir yerde denize batip muellifin hokkasindan cikmak, ah ile yanmak, kulunk ile dag yarmak” gibi olaganustulukleri bunyesinde barindiran bu tur anlatilarin roman olarak izahi Intibah muellifine makul gelmemektedir.

Peki geleneksel roman, olagandisi unsurlara hic yer vermez mi? Verir elbet. Ancak geleneksel romanda yer alan fantezi ya da mucize turu olagandisiliklar, “fantezi ya da mucize” oldugunun, yani olaganustu oldugunun on kabulu ile romanin dunyasina girer. Boylece soz gelimi, hayaletlerin, olulerin boy gosterdigi Ruzgarli Bayir geleneksel kaliplar icinde bir roman olarak kalir.

Olaganustu ogesini, olagan bir seymis gibi kullanabilmek icin yazarlarin; Virginia Woolf, Dorothy Richardson, James Joyce, Faulkner gibi onculeri beklemesi gerekecektir. Artik dis dunyasindan daha cok ic dunyasi ile seyredilen insanin bireyselligi alabildigince vurgulanmis, aklin hukumranligi zedelenmis ve tahti sarsilmistir. Gercekligin insanin icinde aranmasi gerektigi bilinci ile hareket eden, bir anlatim teknigi olarak da bilinc akiminin sundugu imkanlarla insan ruhunun ayrintilarini desifre eden bu yazarlar, gorunen dunyanin mantiksalligini, bir roman kurali olarak, coktan gozden cikarmislardir.

Boylece modern romanin geleneksel romandan ayrildigi noktalardan biri de olaganustuluk etrafinda yogunlasir. Olaganustu ogesini olaganustu bir seymis gibi isleyen geleneksel romana mukabil, modern roman olaganustu ogesini olaganmis gibi isler. Artik olagandisi olaylarin, varliklarin boy gosterdigi romanlarin sonunda kahraman ne dusten uyanir, ne hallusinasyon gormektedir; ne yazarin fantezilerini seyretmekteyizdir, ne mucize anlatilmaktadir. Gorduklerimiz, okuduklarimiz dogrudan dogruya gercektir, ama alistirildigimiz, egitildigimizden baska turlu bir gercek. Bu yuzden Kafka, Edschimid tarafindan, “mucizeleri alisilmis olaylara donusturmekle” itham edilir.

Kafka’dan soz acilmisken, Donusum’e bakabiliriz. Bu, bir degisimin hikayesidir. Ailesi dahil butun sistemleriyle dejenere olmus toplumsal bir cark icinde Gregor Samsa, bas edemedigi ve hazmedemedigi gercekler karsisinda, insan olarak var olmayi reddeder ve bir sabah kocaman bir bocege donusmus olarak uyanir. Kafka uzmanlarinca inanilmaz zenginlikte bir yigin yoruma acik olan bu degisim, vasat okuyucunun bocalama surecinin baslangicini teskil eder: “Ama nasil olur? Bir insan nasil olup da bocege donusur?” Gercegini, “gercegin” sinirlariyla belirleyen, gercegini duyulariyla aralayabildigi kapilardan girerek kavramaya alismis bu okuyucu Namik Kemal’in roman taniminda israrlidir. Soz gelimi, Peyami Safa’nin Matmazel Noraliya’sinda, Tanpinar’in Huzur’unda, Nihal Atsiz’in Ruh Adam’inda hep ayni soruyu soracaktir: Nasil olur? Nasil olur da Matmazel Noraliya, bir olu, Ferit’e gorunur ve onunla konusur? Mumtaz bir muntehir olan Suat’la nasil konusur? Seref’in gozyaslari nasil olup da fotografindan damlar? Bir yigin inanilmaz olay nasil yasanir?

Ama yasanir iste. Insan gerceginin onun disindaki bir mantiksalliga bagimli oldugu gorusu itibarini coktan kaybetmemis miydi? Aslolan gozlerimiz kapaliyken yasadiklarimiz degil miydi? Gozlerimiz kapaliyken yasadiklarimiz butun imkanlari icermiyor muydu? Borges, hayal ettiklerinin gerceklesebileceginden emin degil miydi, “Yoksa hayal edemezdim” demiyor muydu? Eger boyleyse, Gregor Samsa’nin degisimi de okuyucuya eskisi gibi yadirgatici gelmemelidir.

Bir kere bu idrak noktasina varildi mi artik Mumtaz’in Suat’la gercekten ama “gercekten” konusup konusmadigini sormanin da bir anlami kalmaz. Cunku bilinc duzeyinde Mumtaz Suat’i goruyor, konusuyor ve ondan tokat yiyorsa, bundan daha buyuk gercek olamaz. Ve bu gercekligin mantiki olana gore sorusturulmasi, mantiki olanin sinirlarina cekilmek istenmesi abesle istigalden oteye gecemez. Zira gercegin sinirlarinin alabildigine genisletildigi boyle bir duzlemde, gorunur dunyanin mantiksalligi bir alt duzlem olarak kapsama alanina girmekte, bir baska deyisle kapsanmakta ve fakat kapsayamamaktadir. Ve ille de o gercekligin terminolojisi ile konusacaksak, uc ikiden daima buyuktur. Ikiyi icine alir da kendisi ikinin icine sigmaz.

Iletisim icin: KTU Egitim Fakultesi (61335) Sogutlu / Trabzon

Leave a comment

Your comment