23 Nisan ve Hüseyin Rahmi

Nazan Bekiroglu
23 Nisan ve Huseyin Rahmi
Su bizim ust kattaki felsefe ogrencisi kafami karistirali beri, yok bendim, yok baskasiydim, bende bir okuma meraki. Son karsilasmamizda, hanimefendi muthis bir potansiyeliniz var kendinizi yetistirmeniz gerekli, sonra da kendinizi secersiniz, demisti ya. Kendimi yetistirmeye karar verdim. Yetisecegim; ama nasil? Yolu okumaktan geciyor belli.

Gizliden gizliye cocuklarin kitapligina dadandim. Herkesler uyuduktan sonra ve hic kimseler uyanmadan once inanilmaz mesailerdeyim. Kedi bile sasirmis, bakakaliyor da sagduyulu hayvan sesini cikarmiyor. Once logaritma kitabini okumayi denedim, altindan kalkamadim. Fen lisesi, Anadolu lisesi, universite, kolej vesaire hazirlik kitaplari da pek icimi acmadi. Bunlarla kendimi nasil yetistirecegime aklim fikrim yetmedi. Yetmedi ya zavalli cocuklarin kitapliginda baska kitap yok.

Bir aksam uzeri adliye donusu, kutuphanenin onunden geciyorum. Hah, dedim, tamam. Iceri girdim. Iyi de kime danisacagim? Cikip da mudure, beni yetistirin, diyemem ya. Saga baktim, sola baktim, ogrenciler haril haril. Onlara danissam? Aman kalsin. Onlarin okuduklari da bizim cocuklarin kitapligindakilerden farkli degil. Sonunda, yerleri paspaslamakta olan hizmetliyi gozume kestirdim. Selam verdim, kenardaki sandalyeye ilistim. Kizini torununu filan dinledikten sonra ancak mevzuya girebildim. Sey, dedim, sen buralari bilirsin, bana birkac kitap gostersen. Hayati daha iyi anlayayim, yabanci kalmayayim. Yabanci mi, dedi. Evet, dedim, simdi her sey bana yabanci geliyor. Kendimi secme niyetimden bahsetmedim, nasilsa anlamazdi.

Ne de olsa kutuphane ortaminda nefes alan adamcagiz halden anliyor, gel, dedi. Bir rafin onunde durduk. Birkac roman cikardi: Huseyin Rahmi.

Bir heves bir heves, kosa kosa eve geldim. Artik gizlemenin anlami yok. Uluorta okuyorum. Bir elimle corba karistiriyorum, okuyorum; bir elimle elektrik supurgesini suruyorum, okuyorum. Coluk cocuk evlere senlik, biraz merakli, daha cok saskin gulusup duruyorlar.

Aylardan nisandi, 23’u geldi catti. Koca gun tatil, biraz daha okurum diye sevinirken, kapi. Gelen Latife. Hazirlan, dedi, torene gidiyoruz. Annemin, sinif ogretmenimle gerceklestirdigi gizli gorusmeler neticesinde kelebek, kus, mum gibi garip kiliklara sokuldugum ilkokul yillarindan bu yana gecitresmi izlemeye gitmis degilim (ilgisizlikten degil, ev isleri kalir korkusundan.) Meger Latife kacirmazmis. Razi geldim, yollara dustuk. Etraf ana baba gunu. Ogrencilerin gozunde bir aydinlik bir aydinlik. Fakat asil aydinlik onlari seyreden buyuklerin yuzunde. Guc bela bir yer bulduk bir koseye ilistik. Gecitresminden cok cevreme bakiyorum nedense.

Tam onumuzde iri yari bir hanim. Goruntusunu kesen cilgin kalabaligi sesiyle dagitmayi deniyor. Ilk anda basari sagliyorsa da dusman yeniden birikmekte gecikmiyor. Denenmemis silahlar icadinda ustune hicbir kurum ve kurulus bulunamaycagini derhal anliyorum. Bir gazete yapragini rulo bicimine sokuyor. Gerektigi anda Latife’nin semsiyesini takviye guc olarak kullanmaktan cekinmiyor. Fakat dusman yilacak tiynette degil, daha guclu cikiyor. Sonunda bizim hanim, yenilecegini anlayan vakur komutan edasiyla, cephesini terk edip gidiyor. Birden taniyorum, Tesaduf’un Cardakli bakicisi Nefise Hanim bu.

Birazdan yanimdaki nine rica ediyor, sahanin bir ucundan diger ucuna, turuncu firfirli elbise giydigi bilinen ve sacinda “galiba” kelebekli bir toka bulunan minicik torununu arayip duruyoruz. Bittabi bulamiyoruz. Nine, rahmetli kocasinin gece durbununu getirmedigine hayiflanip dururken, arkamdan bir baska nine soze karisiyor. Gece durbununun gunduz gosterip gostermeyecegi hususunda bir munazara. Tamam, diyorum, al iste sana Nimetsinas’in giris bolumu. Derken sakir sakir bir yagmur. Hep bir agizdan bu kentin 23 Nisan’larinin hep yagmurlu gectigi hususunda hikmet-i ilahiyeyi sorusturan bir baska munazara. Hah, iste bu da Kuyruklu Yildiz Altinda Bir Izdivac’tan.

Aman Allah’im, birden fark ediyorum. Kendimi Huseyin Rahmi gibi hissetmeye baslamamis miyim? Her taraf onun romanlarindaki kahramanlarla dolmamis mi? Hepsini bir guzel gruplara ayiriyorum. Su Gulyabani’deki Muhsine, onun gibi cevval. Su masum, Nimetsinas’in Neriman’i. Su su, bu bu. Boyle gidiyor.

Donuste, Latife, dedim, biliyor musun onlari hayatimda ilk kez bugun disardan seyrettim. Bir yabanci gibi baktim onlara. Kime, dedi. Cevremizdeki kadinlara, dedim. Deli misin sen, dedi, ne yabancisi. Senin benim gibi kadinlar iste onlar, bizim gibi. Latife, dedim. Ne oldu yine, dedi sinirli sinirli. Seni de disardan goruyorum, seni de bilsen hangi roman kahramanlarina benzetiyorum, hangi gruplara katiyorum. Sana da bir yabanciymissin gibi bakiyorum, diyemedim.

Eve geldim. Bir koseye buzuldum. Bu okuma isine son verecegim herhalde. Baksaniza birkac romanla bu hale geldiysem, kim bilir sonrasinda neler olur?

Neme lazim.

Leave a comment

Your comment