Lutfeyle tabiba

Nazan Bekiroglu
Lutfeyle tabiba
Sevgiliyi kan dokucu zarif bir cengavere donusturen eski siir, hayatin katmanlarina paralel olarak kurdugu diger benzetmelerde de hakim-mahkum iliskisini gozden kacirmaz. Boylece gelenek icinde sevgilinin tarafi daima hukmeden, asikin/sairin tarafi ise daima hukmedilen olarak kurgulanmaktadir.

Soz gelimi sevgili tabibdir, hastalari vardir, kapisinda siraya girerler; o, sifa dagitir. Esrar Dede su zarif misra ile koca sistemi ozetler:

Lutfeyle tabiba men-i bimari unutma

Ey tabib, lutfet ve (digerleri gibi) ben hastani da unutma.

Ancak sevgilinin adil bir tabib oldugu soylenemez, merhemini istediklerine bagislar, istemediklerinden esirger. Lakin bu esirgeyis bile asik nezdinde sifa yerine gecer. Cunku eziyet, ilginin varligini gosterir. Asik bu zulme sukretmeli, “Istigna”dan (ilgisizlik) uzak tutuldugu icin sevinmelidir. Oyle ki sevgili istigna etmektense, oldursun daha iyi. Muhibbi’ye gore bu olum sehadet demektir, hamd olsun:

Cesm ile huni gozun oldurmek isterse beni

Hamdu’lillah istedigim cun sehadettir bana

Kimi istiarelerde sevgili ihsan dagitici olarak cikar karsimiza, cunku her seyi gibi guzelliginin de zekati vardir. Asik ise dilencidir. Yine Muhibbi diyor ya:

Ver zekat husnunu men etme ben dervisten

Hem benim gonlum yapilsin hem sana olsun sevab

“Yolcuyu yolundan eyleyen”, “ugrun ugrun kas altindan bakinca” can telef eden sevgili, ayni zamanda “din dusmanidir.” Ben’i, zulfu, gozu kafirdir. Karacaoglan’a bakilirsa mescid yakinindan gecse, namazlar bolunur:

Gecme mescid yakinindan

Cok namazlar boldurursun

Ustelik siirsel bir duzlemde, namazinin bolunmesine, cihanin padisahi ve Muslumanlarin halifesi Sultan Suleyman (Muhibbi) bile mani olamaz. Aksam namazinda Sure-i Ve’lley okurken, leyl (gece) sozcugu gecince sevgilinin zulfunu hatirlar ve artik ne ettigini ne “kildigini” bilemez. Ne namaz kalir geriye, ne sure:

Sure-i Ve’lleyl okurdum dun namaz-i samda

Zulfun andim dilberin n’etdim ne kildim bilmedim

Bayezid Camii avlusunun yoksul remilcisi Zati de ayni seyden sikayetcidir. Sabah namazinda Sure-i Ve’ssems okuyup da sems (gunes) sozcugu gecince sevgilinin yuzunu hatirlar. Artik kible, yuzu gun olanin bulundugu yere donmustur ve saire de ne “kilindigi” bilinmeyen bir sabah namazi kalmistir:

Sure-i Ve’ssems okurken dun namaz-i subhda

Gun yuzun andim benim kiblem ne kildim bilmedim

Saltanat bir kez askin eline gecince, erk sevilenin oluyor, besbelli. Bu yuzden olacak, sair hukumdarlarin cok hoslanarak kurduklari paradoksal imajlarin basinda, kendi iktidarlari ile sevgilinin iktidarini mukayeseden, sevgili lehine cikarilan sonuc gelmektedir. Avni mahlasiyla yazan Istanbul Fatih’i, ayyuzlu bir dilbere kul olmayi cihan padisahligina ustun tutar:

Benim sen sah-i meh-ruya kul olmagiledir fahrim

Geda-yi dilber olmak yeg cihanin padisahindan

Fatih’in kucuk oglu, hayati bir trajediyi andiran Sehzade Cem de benzer bir teslimiyet icinde sevgili elinden olumu arzular:

Egleme oldur Cem’i ey mah-ru

Cun bilirsin hayr isin tehiri yok

Fakat her halde sir ve pence arasindaki kelime oyununa dayanarak, hayata gozlerini “sir-pence”den yuman Yavuz Sultan Selim’e izafe edilen su unlu misralar, bu paradoksun en ice dokunan ifadesidir:

Sirler pence-i kahrimda olurken lerzan

Beni bir gozleri ahuya zebun etti felek

Kahrinin pencesinde arslanlari titreten iktidar sahibi, bir ahu gozluye esir olmanin onune gecememistir. Muthis.

Onun icin Kanuni’nin, Hurrem’i,

Stanbulum Karamanim Diyar-i mulket-i Rumum

Bedahsanim ve Kipcagim ve Bagdadim Horasanim gibi inanilmaz cografya ihtisaminda bir kelime kadrosu ile sevmesine aldanmamak lazimdir. Soz konusu cografya, askin ulkesiyle sinirlaninca (genisleyince de denebilir), Kanuni’nin ne saltanati kalir, ne sultanligi.

Ve asil guzel olan, bunun o da farkindadir:

Sen guzeller sahisin ben askin ile mubtela

Hic olur mu ki teadul ola sah ile geda

Tabii, sairin sozu elbette yalan degilse.

Leave a comment

Your comment