Kan dokucu sevgili

Nazan Bekiroglu
Kan dokucu sevgili
Askin kalesi herhalde hicbir edebiyatta divan edebiyatinda oldugundan daha fazla kan, ates ve silahla ic ice olmamistir.

Tanpinar, XIX. Asir Turk Edebiyati Tarihi’nin “Giris” bolumunde eski siirle ilgili tespit ve yorumlarda bulunurken temel israr noktalarindan birisini, eski edebiyatin hayal sistemi ve terennum ettigi sevgili tipi ile arkadaki hayatin nerede ve nasil eklemlendigi meselesi teskil eder. Tanpinar’a gore, eski siirin hayal sistemi bir saray istiaresi uzerine oturmustur. Sevgili padisahtir, kullari vardir, sevmez sevilir, isterse lutfeder, bazen bunu esirger, cevreder, hatta iskence eder, oldurur. Hulasa sevgili “naza giden hur iradedir”, tipki saray gibi.

Ayni yazinin devaminda Tanpinar, saray istiaresi etrafinda tesekkul eden bu sevgili tipinin bir portresini cikarir. Tanpinar’in cizdigi portrede hareket noktasi Namik Kemal’dir. Cunku Tanpinar’dan altmis bes yil evvel Namik Kemal, eski siirin bu uslanmaz yikicisi, Celaleddin Harzemsah adli tiyatro eserinin “Mukaddimesi”nde -galiba kendisi de butun silahlarini kusanarak- eski edebiyatimizdan karikaturize edilmis bir sevgili tipi cikarir. Ona gore divanlarimizdan biri okundugu vakit insan kendini devler, gulyabaniler ulkesinde zanneder. Zira bu hayaller goz onunde canlandirildiginda etraf; boyu serviden uzun, beli kildan ince, agzi zerreden ufak, kilic kasli, kargi kirpikli, geyik gozlu, yilan sacli sevgililerle dolar.

Namik Kemal bu cok acimasiz yaklasimiyla muhtesem bir tecahul-i arifane icindedir elbet. Benzeyenle benzetilen arasindaki iliskiyi saglayan “ucuncu cizgi”yi ihmal etmekte, sairin tasavvurlarini olusturan kelimeleri lugat anlamiyla degerlendirmektedir. Yoksa, Nihat Sami Banarli’nin yaklasimiyla “Karacaahmed servilerini butun siyah renkleri, diken gibi yapraklari ve heyula boylariyla hatirlatacak” bir sevgiliye “alti asir siir soyleyecek saire hele Turk edebiyatinda nasil rastlanirdi?”

Banarli’nin “ucuncu cizgi” uzerindeki teorik dikkati bir yana, Tanpinar, eski siirimizde cizilen ve Namik Kemal’in karikaturize ettigi sevgili tipini “arkadaki hayat”a dikkat ederek degerlendirmektedir. Cunku sanat ve edebiyat tezahurlerini arkadaki hayati goz ardi ederek izah etmek mumkun degildir.

Tanpinar’a gore, “Eski siirimizde ask, sosyal rejimin ferdi hayata aksi olan bir kulluktur.” Oyle ki butun bu av, savas, silah ve hukumdar etrafinda tesekkul eden imajlarin gorsel karsiliklari yerli yerine koyulsaydi, Namik Kemal, “herhangi bir Sark ressaminda gordugumuz zarif, bastan asagi silahli, avci ve muharip hukumdar minyaturlerinden birini kendiliginden elde ederdi.”

Sadece divan edebiyatinda degil, eski hayatimizin besledigi her turlu siirde, bu arada butun realizmine ragmen halk edebiyatinda da, karsimiza kan dokucu, yok edici, faydadan cok zarar verici, pur-silah bir sevgili tipi cikmaktadir. Kendi saltanati, savas kurallari ve kati deger olculeri icinde; vurmaya, kan akitmaya, oldurmeye hazir bu sevgili, bir sevgiliden cok bir felakete, bir belaya benzemektedir.

Dahasi, asktan cok bir savasa benzeyen bu iliskide taraflar esit sartlar altinda mucadele etmemektedirler. Zira bir taraf (sairin tarafi) yenilgiyi bastan ve gonullu kabul etmistir. Ustelik zaferini o yenilgi ile izah etmekte, yenildikce yenmekte, oldukce var olmaktadir. Baska turlu, uc kimligiyle, hem bir sair (Muhibbi), hem bir asik (Hurrem’in hem kocasi hem sevgilisi) ve hem de doneminin saltanatlar hiyerarsisinde ilk sirada yer alan cihan padisahinin (Kanuni Sultan Suleyman) su muhtesem aczi nasil izah olunabilir ki:

Olursem boynuna kaanim meded hey na-muselmanim

Bilincinin bir yerinde acik veya gizlice, ordu-millet miti yatan bir milletten baska turlu asik olmasi da beklenemezdi herhalde. Hayata nasil baktigimizi ve hayati nasil gordugumuzu kullandigimiz kelimeler ve benzetmeler belirler cunku. Cunku kelimeler ve imajlar hayattan gelir yine hayata giderler.

Bitirirken, psikoanalitik ve sosyolojik yorumlar bir yana. Kimbilir, yazma eylemi itibariyle asirlarca siirden uzak kalan bir kadin varligi lehine, hic olmazsa siir/suur duzleminde kurulan ilahi bir denge, hadi o siirin hamasi terminolojisiyle terennum edelim, fevkalade bir intikam midir bu? Siirin sahasi da herhangi bir savas alanindan daha az etkin degilse tabii.

Leave a comment

Your comment