Hayat ve kelimeler

Nazan Bekiroglu
Hayat ve kelimeler
Yasi kirka geldigi gun, hayatinin anlamini bir turlu ogrenemedigini fark eden yazici, “Mademki boyle olmuyor” dedi, “Ben de baska bir yol tutarak hayatimin anlamini cozerim, hayatimin ve boylece hayatin anlamini.” Butun gorevlerinden istifa etti. Butun dostlarindan, ailesinden ve cocuklarindan ayrildi. Var olan neyi varsa hepsini satti. Bir tek kitaplari kaldi geriye. Yeni kitaplar satin aldi ve yeni defterler.

Bir oda tuttu kentin varoslarinda. Kapisini kapatti kendi uzerine, simsiyah perdeleri simsiki orttu. Sadece bir adam, sabahlari geliyor, gerekli ne varsa birakip gidiyordu.

“Simdiye kadar butun ogrendiklerim” dedi yazici, “Hayata dair, hicbir seyi anlamama yetmediler. Oyleyse onlari unutmaliyim. Unutmali ve yeniden baslamaliyim.”

Gozlerini yumdu ve bildigi ne varsa hepsini unuttu. Hicbir sey kalmadi geriye.

Kalin bir defter cekti onune. “Hayatin anlami” diye yazdi baslik sahifesine, altina daha kucuk harflerle ekledi: “Yani benim hayatimin.” Defteri bir tarafa itiverdi. Kitapligin onune gitti bu kez. Kocaman, mesin ciltli bir kitap aldi: Dunyadaki Butun Cicekler. Koca sahifeleri teker teker cevirdi, okudu, bitirdi. Sonra aklinda ne kaldiysa kendi defterine gecirdi. Ardindan bir baska kitap cekti onune: Dunyadaki Butun Hayvanlar. Onu da okuyup aklinda kalanlari defterine gecirdi. Insanlarin Halleri’ni okudu, gulmeye dair, aglamaya dair, aska ve sevmeye dair ne varsa hepsini ogrendi. Gelmis gecmis butun insanlarin yasamlarini okudu. Gelmis gecmis butun ogretileri. Yazilmis ne varsa, kitaplara gecirilmis, okudu ve kendi defterine gecirdi.

Kelimeler cok hos gorundu gozune. Hepsi dedi ne kadar anlamli, hepsinin ici ne kadar dolu. Hepsi bana hayati ne kadar cok kuvvetle ogretiyorlar. Gozleriyle, giderek elleriyle, kelimeleri oksamaya koyuldu. Kelebek yazdi sevgiyle, harflerini teker teker sevdi. Yildiz yazdi, hilal yazdi, dag lalesi, yazdi. Gokyuzu yazdi, “hayatim” dedi “iste bunlar benim.”

Yazici butun kitaplari ve ansiklopedileri bitirince sira lugatlere geldi. Elli bin kelimelik, yuz bin kelimelik, mecazlar ve deyimlerle genisletilmis bircok kelimelik. Hepsini bastan sona ezberledi, hepsinin karsiligini gecirdi defterine. “Z” hanesindeki son kelimeyi de ezberleyip defterine gecirdikten sonra, tahta karyolasina uzandi, cizgili battaniyesinin uzerine.

Bir derin nefes aldi.

“Ne kadar zaman gecti kim bilir” dedi; ama bu kez tamam, artik hayati ogrenmis olmaliyim. Ben ki butun kitaplari okudum, butun lugatleri hatmettim. Ben ki butun kelimeleri ezberledim, artik hayatin anlamini bilmedigimi kim iddia edebilir? Degil mi ki hayati kelimeler yapiyor, degil mi ki hayat kelimelerden cikiyor?”

Boylece yazici, hayatinin, yani butun hayatlarin anlamini ogrendigine kani olarak simsiyah perdeleri acti geriye. Parlak bir gunes isigi doldu iceri. Gozleri acidi, “bu da ne” diye soylendi. Disari cikti. Bir kelebek kalkti kapi onundeki dag lalesinin uzerinden. “Ne hos cicek” diye dusundu “ve ne hos bir ucus, acaba isimleri ne?” Fakat zihnini ne kadar zorladiysa da ne dag lalesini taniyabildi, ne kelebegi. “Bunlar” dedi “mutlaka ogrendigim kelimeler arasinda yoktular.”

Fakat aksama kadar yol boyunca gezinip de hicbir seyi ama hicbir seyi taniyamayinca. Hele aksam olup da uzerindeki lacivert ve sonsuz boslukta asili duran isik toplarini hayranlikla seyredince. Bir portakal dilimine benzeyen aydinligi anlamaya calisinca ictenlikle. Ve hicbirisinin ismini bir turlu bilemeyince. Ici acidi. “Yazik” dedi “kelimelerle hayat uymuyor demek birbirine. Kim bilir bunlardan her birine ad olan kelimeyi kac kez ogrendim, kac kez gecirdim defterime. Kim bilir kelebek bunlardan hangisidir, hangisidir dag lalesi, hangisi yildizdir ve hangisidir adi hilal olan?”

Gerisin geri odasina dondu. Butun kitaplarini ve defterlerini firlatip atti bir koseye. “Ben” dedi “hayatin kelimelerden cikarilabilecegini zannetmistim. Oysa karsiladiklari nesneyi bile gostermiyorlar. Demek kelimeler hayattan cikiyor, hayat kelimelerden degil.”

Tahta karyolasina uzandi, cizgili battaniyesinin uzerine.

Sonra ansizin yerinden kalkti, disari firladi. Karsisina ilk cikan adama, hayatinda bir tek kitap okudugu bile umit edilemeyecek bir adama, “Bayim” dedi, “Bana gosterir misiniz, kelebek bunlardan hangisidir ve hangisidir dag lalesi olan?” Adam “ha” diye kabaca cevapladi, “su gordugunuz dag lalesidir, onun uzerinden havalanan cicek de kelebek.”

Leave a comment

Your comment