Îzah ve istîzah

Îzah ve istîzah
Îzah ve istîzah, Saffet Nezihi’nin iki perdelik tiyatro eserinin adı. Saffet Nezihi, daha ziyade ilk ve en ünlü romanı Zavallı Necdet ile bütünleşmiş, piyasa romanlarının öncüsü bir isim. Lakin zavallı Necdet gibi Saffet Nezihi’yi de bugünlerde hatırlayan kimse yok.
Îzah ve İstîzah, “Bir konuda etraflı açıklama istemek ve buna cevap vermek” anlamına geliyor. 1326/1909 İstanbul baskılı eser “ne mudhike ne facia” olarak takdim ediliyor ön kapağında, ne komedi ne facia yani. Demek aynı zamanda hem komedi hem trajedi, hayatın ta kendisi kısacası.

İki perdelik oyun, bitmek tükenmek bilmeyen bir za’fiyet listesiyle itham edilen Meşrutiyet öncesi Mebuslar Meclis’ine alternatif olması gereken yeni meclisin, aynı za’fları devam ettirmesine yönelik bir eleştiri ekseni üzerinde biçimleniyor.

İki perdenin her bireri kendisinden izah istenen bakanlardan birinin evinde geçmektedir. Bunların ilki Ahkaak-ı Hak ve Temin-i İstihkaak Nazırı Hüseyin Vehbi Paşa’dır. Paşa, kendisine yöneltilen suçlamaları nasıl bertaraf ettiğini övünerek eşi Sadberg ve torunu Selma Hanımlara anlatmaktadır. Paşa’ya yöneltilen suçlamalar görevi esnasındaki iltimaslara ilişkindir. Hep “damatlar”ı, “mensuplar”ı işe almış, yüksek okulları parlak derecelerle bitiren kimsesizlerin yüzüne bile bakmamıştır. Eski bir avukat olan ve adam kayırmayı doğal bulan bir dünya görüşüne sahip paşa, ithamlara öyle bir demagoji ile cevap vermiştir ki suçlu bulunmak şöyle dursun, bir dolu da alkış almıştır. Gerçi o kadar çok mebus arasından bir iki “çatlak ses”, yüzüne, yetim hakkı yediğini, adaletsiz davrandığını filân vurmuştur; ama paşa, hemen ortaya usule dair bir mevzu atarak, tartışma zeminini mebusların ayağı altından kaydırmayı, asıl meseleyi unutturmayı bir güzel başarmıştır.

İkinci perde İmârât-ı Âmme ve İmârât-ı Umumiye Nazırı Rükneddin Bey’in evinde geçmektedir. O da meclisteki izahını hanımına anlatmaktadır. Lakin Vehbi Paşa gibi bir demagog olmadığından, söyleyeceklerini bir kağıda yazarak oradan okumayı tercih etmiştir. Kendisine yöneltilen suçlamalar nazırlığı esnasında hiçbir şey yapmadığı gibi sorumluluk alanına giren yerlerin harabeye dönmesine göz yummuş olmasına ilişkindir. Rükneddin Bey’in verdiği izah ise başlıca üç başlık altında toplanabilir: Vazifeşinas memurlar bulamadığından gidişatı değiştirememiştir, kimsenin ekmeğine dokunmak istemediğinden ceza sistemini devreye sokamamıştır, dolayısıyla mevcut düzeni değiştiremediği gibi bundan sonra değiştireceğine dair bir ümit ve söz de verememektedir. Rükneddin Bey de abes itiraflarına rağmen, bu açık kalplilikten dolayı suçsuz bulunmuştur.

İki nazırın izahlarını dinleme konumunda üç kadın vardır oyunda. Vehbi Paşa’nın torunu Selma Hanım, Meşrutiyet’in temsil ve vaad ettiği yeni bir dünya düzeninin bilincinde genç bir hanımdır. Lâkin Vehbi Paşa’ya ve onun savunusunu yaptığı dejenere olmuş köhne kıymetlere karşı sesini yükseltecek güçte değildir henüz.

Rükneddin Bey’in evindeki kadın tipi ise biraz daha farklıdır. Rükneddin Bey’in haberi gazetelerden okuyan hanımı Nigâristan Hanım güçlü ve yüksek sesli bir kadındır. Öyle ki evde temsilî bir izah-istizah kurarak kocasını ve arkasına sığındığı içi boş değerler sistemini eleştirir. Ona, eğer üzerinde masumların ve şehitlerin hakkı olan bu görevi yerine getirecek güçte değilse, ehli olan kişilere bırakması gerektiğini, değiştiremediği kötü düzenin sunduğu maaşı almasının yüzsüzlük anlamına geldiğini gösterir. Rükneddin Bey pişmanlık ve utanç duyar. Lakin uzun sürmez. Kapı çalınır, gelen Vehbi Paşa’dır. Yüklendiği bütün yoz kıymetler ve yüzsüz “siyaset” anlayışıyla, “bu vartayı da atlattıkları için” tebrikleşmeye gelmiştir. Rükneddin Bey kısa zamanda kendisini bu havaya kaptırır, perde iner.

Dinleyici konumundaki üçüncü kadın ise, ilk perdeden tanıdığımız, Vehbi Paşa’nın hanımıdır. Cahil bir kadın olan Sadberg Hanım Paşa’nın anlattıklarını doğru dürüst anlayamaz bile. Lâkin âlimane değilse de

ârifane bir sezgi ile gidişatın ana fikrini bir çırpıda kavrayıverir:

Böyle gelmiş böyle gidecektir.

«««

Şimdi Saffet Nezihi; Selma ve Nigâristan hanımlar kimliğinden ümitle baktığı “gelecek”te bunca unutulmuş bir yazar iken, yirmi dört saatin birinde bile bir yerlerde okunmuyorkan, ben bu yazıyı niye yazdım?

Îzah ve İstîzah’ı ve onun nazırlarını neden hatırladım?

Leave a comment

Your comment