Javert niçin intihar etti? (Sefiller II)

Javert niçin intihar etti? (Sefiller II)
Sefiller’in sonunda Jean Valjean, başlarken tanıdığımız piskopos Myriel’e dönüşmüştür, affetmeyi ve bağışlamayı öğrenmiştir çünkü, zor olanı başarmıştır.
Vicdanında işleyen adalet, kağıt üzerindekinden daha sağlıklı seyretmektedir. Ebediyyen yok edebileceği (bu yok ediş kendi kurtuluşu anlamına gelmektedir) Javert’i serbest bırakmasıyla, kendisine armağan edilen gümüş şamdanların bedelini ancak ödediği düşünülebilir. Javert ise canını bağışlayan Jean Valjean’ı -görevinin emrettiği biçimde- tutuklaması gerekirken beklenmedik bir şey yapar ve intihar eder. Neden? Bu davranış tarzı farklı biçimlerde yoruma tabi tutulabilir. Javert, ömrünü vakfettiği ahlâkî doğrularının bir anda sarsıldığını dahası yerle bir olduğunu görerek, ömrünü boşa harcadığını fark etmiş de bunun için mi intihar etmiştir? Bir suçlunun da “iyi” olabildiğini görmesi, ahlâkî prensiplerinin ve görev duygusunun yanılabileceğini mi göstermiştir ona? Bu fark ediş, ki yeniden doğuş anlamına gelmektedir, intiharı gerektirir mi? İçine doğulan yeni bir hayatın müjdecisi olarak yeni bir bilinç, intiharı değil yaşamayı teşvik etmez mi? Javert’e az çok benzeyen, Sinekli Bakkal’ın Selim Paşa’sını hatırlayanlar karşılaştırabilir: Sistemin -ki bu, romanda II. Abdülhamid erkânının şiddet dahil her türlü yöntemle korumayı taahhüd ettiği “devlet”tir- Zaptiye Nazırı Selim Paşa, sistemin korunması uğruna bir yöntem olarak kan ve şiddetten sarfınazar ederek yepyeni bir hayatın içine doğmakta ve doyasıya yaşamaktadır. Çünkü Selim Paşa’nın kendi içinden çıkardığı yeni kimlik, eski kimliğini yok etmeyi başarabilmiştir. Keza “adaletin nerede ve nasıl tecelli ettiği” merkezinde birbiriyle çelişen iki anlayıştan birini terk edip diğerinin içine sancılarla doğan bir ağır ceza reisinin yeni ve ışıklı hayatı, Necip Fazıl’ın Reis Bey’inde de benzer bir eksen oluşturmaktadır.

Oysa Javert, bir suçluyu tutuklamakla tutuklamama kararsızlığında birbirine zıt iki kimliğe bölünmüştür. Bu kimliklerden bir bütün ömrünü anlamlı kılan anlayışla görevi emretmektedir, vicdanı ile çatışsa da. Jean Valjean tarafından hayatı bağışlanmış olan diğer kimliğiyle ise, bir suçlunun da iyi olabileceğini görmüş ve giriştiği içsel muhasebe neticesinde adaletin vicdanda tecelli edebileceğini fark etmiştir, bizzat kendi vicdanında. Artık kendi inançları ile eskisi kadar barışık görünmemektedir. Peki şimdi ne olacaktır? Vicdanı ile resmî kimliği çatışan Javert, Jean Valjean’ı ya tutuklayacak ya bırakacaktır. Bırakmak işine gelmez. Ama tutuklayamaz da. Tutuklayamaması kendi görev kalıpları içinde kendi işlediği bir suçtur. Sonunda Javert intihar eder. İntiharı ile resmî kimliğini baskın kılmaktadır. Çünkü devreye giren insanî kimliği görevini yapmasını engellemiş, asıl kimliği ise ona intiharı emrederek, suçlunun tecziyesini sağlamıştır. Kendisi bile olsa.

Javert ve temsil ettiği toplumsal bakış, görevi bir amaç olarak insanın üstüne çıkarmıştır. Öyle ki bu gibi bir sistemde, amaç insan değil, artık görevin ta kendisidir. Yani insana hâdim olması gereken bir görev anlayışı, yerini insanın göreve hizmet ettiği bir anlayışa bırakmıştır ki Hugo’nun eleştirisi bu noktada yoğunlaşır. Javert’in, romanın başlangıcında görünen ve içimizi o kadar sevgiyle acıtan piskopostan ya da kendisini salıveren Jean Valjean’dan asıl eksiği işte bunu görememesidir. Bunu gördüğü an canlanan kimliği ise, baskın kimliğini aşamayacak kadar geç kalmıştır. İntihar ettiğinde o, baştan beri tanıdığımız kendisinden başka bir şey değildir.

* * *

İçerdiği bütün teknik ve tematik zaafa rağmen Sefiller gerçek bir şaheserdir. Hem de öyle bir şaheser ki, büyük romanın zorluğu arkasından yeni bir romana başlamanın güçlüğüdür, tam da o türden. Bir zamanlar Batı Edebiyatı dersi alan bir öğrencime; “okunması gereken romanlar”ı okumadan sınava gelmesinin nedenini sorunca, “hocam”, demişti masum bir edayla; “Sefiller’i okuduktan sonra hiçbir romana başlayamadım.” Verdiğim listenin başında Sefiller vardı.

Şimdilerde, ülkemin kim bilir hangi kentinde, kendi öğrencilerine “okunması gerekenler” listesi veriyor olması gereken öğrencim, başka romanlar okumayı başarmıştır umarım. Lâkin ben basit bir ihtiyat kaydıyla Sefiller’i listenin başından sonuna aldım. Ne olur ne olmaz.

Leave a comment

Your comment