Adalet, nerede ve nasıl? (Sefiller 1)

Adalet, nerede ve nasıl? (Sefiller 1)
Dünyanın en çok okunan romanlarından biridir Sefiller, belki de en çok okunanı. Öyle ki 24 saatin her bir ânında Sefiller okuyan biri vardır arz kürenin bir yerinde, bir lisan üzre. Yani bugün, ben burada, bu satırları yazarken, biri bir yerlerde Sefiller okuyor. Bu yazı baskıya girerken, siz bu sütunu okurken ve öteki zamanlarda da birileri bir yerlerde Sefiller okuyor olacak.
Sefiller’in yazılış amacı yazarının ifadesine bakılarak, “çıkış noktası madde, varış noktası ruh; başlangıçta canavar sonuçta melek” olarak özetlenebilir. Bu büyüleyici formül Hıristiyanî/dinî bir lezzet taşıyan Batı romanını uzun yıllar besleyen ve belirleyen seyr ü seferin de ifadesidir aynı zamanda.

Her biri bir roman hacminde beş kitaptan müteşekkil Sefiller, bir sütunluk saltanatı olan bir müellife Roma rakamlarıyla birbirine bağlı onlarca yazı armağan edebilir. Lâkin benim üzerinde durmak istediğim, en kestirme ifadesi ile ve sadece; polis müfettişi Javert’in intiharı. Zira günümüz dünyasına ve her zamanın dünyasına fevkalâde göndermeler içeriyor bu intihar ve bu yazı da korkarım -üç, beş, yediye değilse de- ikinci haftaya taşmak mecburiyetinde kalıyor.

Javert’in intiharı -tıpkı Anna’nın intiharı gibi- beraberinde “neden” sorusunu kaçınılmaz kılıyor. Ve toplumsal yapıya yönelik bir eleştiriyi deşifre ediyor, yine tıpkı Anna’nın intiharı gibi.

Hugo’nun Sefiller’deki temel problemini, “canavarın meleğe nasıl dönüştürülebileceği” meselesi ile “suç ve ceza” sisteminin geçerlilik ölçütlerinin irdelenmesi teşkil etmektedir. Suçun tanımı nedir, ceza ne amaçladır, adalet nerede ve nasıl tecelli eder? Adaletin menşei kanun mu, merhamet midir?

Sefiller’de bütün bu soruları iki zıt kutup halinde irdeleyen bir Hugo ile karşılaşırız. Buna göre; adalet ya katı kanunlar manzumesinden ibarettir ve kağıt üzerinde tecelli eder ya da hayatın temeli olan iyilik esasına göre vicdanlarda tecelli ederek esneklik taşır. Bu iki anlayış romanın iki güçlü karakteri üzerinden temsil edilmektedir: Jean Valjean ve Javert.

Yolsuzluk ve vurgunun kol gezdiği, rüşvet ve soygunun toplumsal üst tabakalarda adeta kurumlaştığı bir dünyada, ablasının aç çocukları için bir somun ekmek çalıp da on dokuz yıl hapis yatan kürek mahkûmu Jean Valjean’ın temsil ettiği kimlik ve fikirler birinci kutbu oluşturmaktadır. Bu karakterin hazinesini ise hapisten yitmiş bir insan olarak çıkan Jean Valjean’a yepyeni bir hayat armağan eden piskopos Myriel oluşturmaktadır. Misafirseverliğine, gümüş yemek tabaklarını çalarak mukabele eden Jean Valjean’la yüzleştirildiğinde, tabakları kendisinin hediye ettiğini söyleyerek, üstelik şamdanlarını da vererek, karşılığında Jean Valjean’ın ruhunu rehin alan piskopos, bir daha asla kötülük yapmamasını şart koşarak. Çünkü onun adaleti merhametle başlamaktadır, acımaktan büyük yöntem de tanımamaktadır.

Jean Valjean’ın maruz kaldığı adaletsizlik anlayışı ceza hukukunun temel problemlerinden biri olarak kıyamet mahkemesine değin hallolmayacak gibi görünüyor. Hani Ziya Paşa Terkib-i Bend’inde diyor ya, Milyonla çalan mesned-i izzette ser-efraz/Birkaç kuruşu mürtekîbin câyı kürektir. Yani milyonla çalan şan ve şeref içre başı dik gezerken, birkaç kuruş çalan kürek mahkûmu.

Kâğıt üzerinde “suçlu” olarak mukayyed Jean Valjean’ın karşı kutbunda yer alarak, soluğunu her an Jean Valjean’ın ensesinde hissettiren polis müfettişi Javert, Sefiller’in kutupluluğu içinde katı bir görev anlayışını temsil ediyor. Ona göre “suçlu”, kötü olarak doğmuştur ve ıslahı kabil olmayan bir şeydir. Bu yüzden adalet, bireyin suçu işleme esnasındaki şartları ve psikolojisi gibi, cezasının bitiminden sonraki davranışlarını da hesaba alması gerekmeyen katı kanunlar manzumesinden ibarettir ve görev her şeyden üstündür. Sefiller’de içi boşaltılmış kalıp olarak bu tür bir adalet sistemi, beraberinde kendi eleştirisini de getirmektedir. Zira toplumsal çarkın ancak böyle dönebileceği ön hükmüyle, “aslolan” konumuna ıslâh değil cezayı, merhamet değil öfkeyi, bağış değil intikamı yerleştiren bu anlayış; tam tersi olması gerekirken, kurumların bekası ve refahı uğruna insanları birer araca dönüştürmektedir. Amacını doğrudan kendisinde bulan mekanik ve otomatik görev anlayışıyla Javert, herhalde dünya romanında unutulmayacak tiplerden biridir.

———–

Geçen hafta için düzeltme: “Sanatı da tarihi de yürüyenler halk etti”; “Işık olmak çin yanmak lâzım”.

Leave a comment

Your comment