Ahmet Kabaklı “Sevdiğim Hikâyeler,Romanlar”, Türkiye, 6 Kasım 1997

Sevdiğim hikâyeler, romanlar

Ahmet Kabaklı (Gün Işığında)

1997 yılı hikâye ve romanda, düşünce ve fikir kitaplarında, yüz ağartıcı bir yıl oldu. Ne yazık ki, gerek benim rahatsızlıklarım gerek Türkiye’nin hayat ve siyasetindeki zikzaktık, demokrasi yarasındaki kanamalar, o eserleri hakkiyle okuyup size tanıtmama izin vermedi.

Ne şükür ki, bahsettiğim bu yılki eserlerin değerli yazarları ile çok gün yan yanayız. Çoğunluğu Türk Edebiyatı (Türk Edebiyatı, Tel: 0212 527 50 32… Faks 513 77 49 veya Dergâh’ta Türkiye’de yahut dost gazetelerde yazıyorlar. Sözlerini dinliyor, yazılarını okuyoruz.

Önce, çok memnunum ki, değerli yazarımız, kardeşimiz Sevinç Çokum’un “Karanlığa Direnen Yıldız” adlı, millî öneme ulaşmış romanından söz edebilmiştim. Tekrar hatırlatayım (Ötüken, Faks O 212 251 00 12’den isteyiniz.) Menderes faciasının edebî roman haline gelişiyle az çok teselli bulunuz. Edebileşmek, ebedileşmektir.

Üstad elinden çıkma çok değerli, önemli bir romanımız daha (Ötüken, aynı faks) Emine Işınsu hanımefendinin Nisan Yağmuru adiyle yayımlandı. Türk Edebiyatı kitabımın “Hikâye ve Roman” adlı beşinci cildinde (Bakınız Türk Edebiyatı Vakfı, Faks O 212 513 77 49) Sevinç Çokum gibi Işınsu’yu da sayfalar dolusu anlatmıştım.

(Esasen 5. cilde baktığınızda, bugün sözünü etmek istediğim Husrev Matemi, Beşir Ayvazoğlu, Altan Deliorman, Fatma Karabıyık Barbarosoglu, Ayşe Göktürk Tunceroğlu, Nazan Bekiroğlu ve Muhterem Yüceyılmaz gibi seçkin yazar ve fikir adamlarımızla, hikayecilerimizi de tanımış olacaksınız.)

Oyunları ve Azap Toprakları, Tutsak, Çiçekler Büyür, Canbaz, Kafdağının Ardında, Atlıkarınca, Cumhuriyet Türküsü, Dost Diye Diye romanları ile de tanıdığımız sayın Işınsu, Nisan Yağmuru’nun arka kapağına şu halis tabiat, tasavvuf ve felsefe karması yaprağı özet olarak düşürmüş:

“-Efendim, nisan yağmurları başlayınca istiridyeler denizin üstüne çıkar, açılır ve içlerine bir nisan yağmuru damlasını alır kapanır ye tekrar denizin derinliklerine doğru çekilirmiş. İşte inci, bu nisan yağmurunun damlasından oluşurmuş. Hoş değil mi?

-Evet, hoş ye ince., dedim, bütün efsaneler gibi. Fakat ben şimdi diyebilirim ki, ustam bir nisan rahmetidir, bizler de istiridye! Ve habire ondan bir damla alabilmek için gönlümüzü açıp duruyoruz… çalışıyoruz.. Çalışıyoruz ki kendimizden bir inci elde edelim.”

Öyle nefis bir üslûp ki, şiir mi roman mı olduğunu ben dahi ayırdedemedim.

Sam Amca ile Sâmiye Teyze adlı hikâye kitabının yazarı Ayşe Göktürk Tunceroğlu’nu da, yine her hafta yazdığı Amerika Mektupları ile Türkiye Gazetemizden ve Türk Edebiyatı dergimizden tanıyorsunuz. Türk Edebiyatı Vakfı Yayını (Faks: 513 77 49) olan bu ilgi çekici kitabı okumalısınız.

Kitabın adından da anlaşılacağı üzre buradaki güzel hikâyeler hem Amerika’dan dem vuruyor ve şaşırtacak güzel çizgilerle, devamlı oturduğu bu gurbete Türkiye’den hatıralar taşıyor. “Tablo” adlı hikâyedeki şu hasrete bakın:

“-bak, Tuğrul bey bak” Hilâl’i görüyor musun? Üç tane… Her bir yelkenlide üç tane. Osmanlı bayrağı bu.

….-Nereden buldun peki?

-Bizim bacanak Şükrü’yü bilirsin. Onun süperlik yaptığı apartmanda bir yaşlı kadın öldü geçenlerde… Oradan buldum, kadıncağızın terekesinden yani… Long Island’da oturuyorlarmış.”

Acı Deniz (İz Yay. Faks, 0212211 30 11 )de aynı zamanda sosyoloji doktoru olan Fatma Karabıyık Barbarosoğlu’nun gündelik vakalar içine, inanılmaz derinlik ve hüzün koyan hikâyelerini içeriyor. Kitabın arka kapağında şu önemli notlar var:

“Temelde modernleşme sürecinin hırpaladığı değerleri tevarüs etmeye aday bir insana yöneliyor. Yöneliyor ve elinde “acı” kalıyor… Bir bakıma kadın ve dünyası Karabıyık Barbarosoğlu’nun üzerinde ısrar ettiği problemler.”

Yazarın, derinleme düşünce ve merhameti, belki “Gözyaşları” hikâyesindeki, küçük kızın duygulariyle daha güzel anlaşılacak.

“Yeni bir elbise aldıklarında odamın içi önce pembe olur, derken, dedemin, ortasından kamburlaşmış uzun işaret parmağını gözüme sokacakmışçasına iki yana sallayarak, biraz önce elime tutuşturdukları elbisenin saadetini seri almak ister gibi “Senden daha zor durumda olanları düşün” deyişiyle kırmızıya dönüşür, sonra turuncu olurdu.

Nun Masalları adlı hikâye kitabı ise Nazan Bekiroğlu imzasını taşıyor. Bekiroğlu “Halide Edip” üzerinde bir çalışması ile doktor “Nigâr binti Osman” üzerindeki incelemeleriyle de Doçent olmuş bir öğretim üyesidir.

“Nun Masallarında (Dergâh Yay. Faks. 516 19 21) Nazan Bekiroğlu çok rahat ve olağan bir masal veya efsane hayatına teklifsizce giriyor. Tarihi, saray mekânlarını ve olağanüstü’yü âdeta yaşıyor. İşte “Nakkaşın Yazılmadık Hikâyesi”nin ilk satırları: “Artık geçmiş olan bir zamandan geliyorlar ve ben hepsini ama hepsini, azapla, tutkuyla, kan ter ve gözyaşiyle, pişmanlık ve utançla tanıyorum. Hattatı, genç mezarlık bekçisini, genç kalfayı. Enderun ağasını, cariyeyi, padişahı, ulak ve sahafı, türbedar ve ihvanı? Onları bir arada görmekten ve aramıza salt eskimekten ibaret bir sözcükle yazılmayan pek çok şeyin girmiş olduğunu farketmekten garip bir acı duyuyorum.”

Çeşmibülbül Mevsimi, (Ötüken) Türk Edebiyatı Vakfı’nın yıllar– dan beri devam eden ve edebiyatımıza, cidden seçkin hikayeciler Kazandırmış olan Ömer Seyfeddin yarışmalarımızda, iki de birincilik kazanmış olan ve bu yıl ilk hikâye kitabını yayımlayan değerli yazarımız Muhterem Yüceyılmaz’ın eseridir.

Yüceyılmaz: “Hikâye ile hayatın ortak noktalarını, ikisini de kısa ve yoğun oluşları”nda buluyor. “Bu kitaptaki hikâyeleri serüveni, hayat ve sanatı bir arada, içice görme ihtiyacıyla başladı” diyen hikayecimiz: “Modern zamanların, kişiye durup düşünme fırsat tanımaksızın devamlı değişen değerler sunması, yazarın yakalaya? bildiği son güzelliklere dört elle sarılmasına sebep olmuştur” diyor.

Bakınız “Eski Bir Fotoğraf” hikâyesinde 70’lik, sessiz hanımefendi ne güzel bir objektifle resmediliyor: “Emine Hanım, hayatının hiçbir döneminde sevgi gösterisine talip olmadı. Buna rağmen, çocukları, torunları, onu pembenin en koyusuyla sevmişlerdir. O, gerektiği yerde hep hazır olan, kimseyi bekletmeyen, ağırlığını başkasına hissettirmeyen bir saka kuşudur.

NOT: Yazıyı uzun tutmama rağmen 6 değerli kitabı ancak kısaca, anlatabildim. Hüsrev Hatemi, Beşir Ayvazoğlu, Altan Deliorman, Ahmet Akgündüz, Necmettin Türinay, Durali Yılmaz gibi değerli yazarlarımızın, 1997’de çıkan yeni kitaplarından da yakında söz edeceğim.

Leave a comment

Your comment