Çok kolay olacak, inanın bana

Çok kolay olacak, inanın bana

Hiç zor olmayacak, inanın bana. Hayatın bin bir kollu bir ahtapot gibi sizi kollarına alarak kendisine benzeteceği zamandan bahsediyorum. Hani o hiç benzemek istemediklerinizle zarf-mazruf, aynı masa, keyifler kekâ.
“Dediğim aynıyla vaki

Öyle bir geçer zaman ki”,

İnanın bana.

Hayatın hâyâhuyu sizi kollarına alacak, sımsıkı. Kaçtıkça yakalanacak, çıkmak istedikçe batacaksınız. Garip olan ve de acı olan, bunu yaparken hayat hiç de dürüstçe davranmayacak. O zaten hep böyledir. Sinsice saldırır, teke tek değil teke çok savaşır, arkadan vurur, başlangıçta bilmezsiniz. İçine girince, önceleri size oldukça acı gelecek. Hatta çok acı gelecek, emin olabilirsiniz. Dudağınızın ucunda buruk bir gülümseme. Haksızlığa uğradığınıza inanacaksınız. Ve hiç olmazsa kendi kalbinizden emin, kendi kalbinize güven içre.

Sonra nasıl olduğunu, ne zaman olduğunu anlamayacaksınız, güvenin bu anlattıklarıma. İyi ki de anlamayacaksınız. Anlasanız, dayanamazsınız. Bir de bakacaksınız ki, birdenbire, aniden, aynen öyle. O kadar çok kaçmaya çalıştıklarınıza benzeyivermişsiniz.

Peki ne mi olacak?

Pencerelerinizle denizin arasına hiç kar yağmayacak örneğin. Akşamki mehtabı ne yapacağınız hayatî ehemmiyette bir problem teşkil etmeyecek artık. Küçücük, mor renkli kertenkeleler de terk edecek sizi denizin rengi yeşile döndüğünde. Yağmur inmeyecek üzerinize. Kilise yıkıntılarında şiirler yazmaya da kalkışmayacaksınız. Aslında kalkışacaksınız da, yaptığınız her ne ise, bunu şiir yazmak sanacaksınız.

Kim bilir belki de bütün bunları siz terk edeceksiniz. Öyle ya, hani her zaman terk eden suçlu değildi. Her terk edilenin masum olmadığı gibi.

Sizler bayanlar,

Pasta ve yemek tarifleri verebilirsiniz hemcinslerinizle birbirinize. Biraz daha becerikliyseniz, “Türkân Şoray’ın kirpikleri”, “Zeki Müren’in dişleri”, “Elti eltiye küsmüş” vesaire, örgü çeşitleri.

Gelecek hafta kimde toplanılacağı, hangi bluzun hangi giyim marketten satın alındığı. Dolu olmayan vakitlerinize bir sergi, iki film, çok satanlar listesinden birkaç kitap sığdırmanızda zarar yok. Sonraları zıbın, patik meseleleri. Yorgun yüzlerin ve dümdüz yolların kesiştiği akşam üzerlerinde. Kılınız kıpırdamız. İyi ki kıpırdamaz, söz aramızda neredeyse mutlusunuzdur.

Sizler baylar, sizler de.

Sayısal Loto ya da Spor-Toto oynayabilirsiniz örneğin. Vergi iade formları doldurabilirsiniz iki ders arası. Veya bir köşede açık duruveren televizyonun bilmem hangi kanalından naklen yayın, bir futbol maçını izleyebilirsiniz. Ülkeyi kurtarma operasyonları berdevam. Cesaretiniz biraz daha artınca adının içinde “gül” geçen kahvehanelerde okey filan. Bütün bunlar sizi rahatsız etmez doğal olarak. Öyle ya siz eskiden beri de bunların bir kısmını yapagelmişsinizdir. Ülkeyi kurtarmış, sporla uğraşmışsınızdır. Diğerleri ayrıntı. Değişen bir şey yoktur görüntüde. Oysa değişen çok şey vardır da değişmeyen bir tek bunlar kalmıştır. Göremezsiniz.

Görseniz değişmezsiniz.

İşte bu yüzden fark etmezsiniz.

Sadece biri. Sadece biri. Yıllar sonra.

Görünürde yitirilmiş bir yaşamın sahibi. Kim bilir neden, kendisi de fark etmeden. Karşınıza çıkınca.

Görünürde yitirilmiş bir yaşamın sahibiyle kendi yaşamınız arasındaki mesafeyi hesaplamaya kalkışacaksınız. Ve kendi yaşamınızın “görünmezde” yitirilmiş olduğunu fark edeceksiniz birden.

Acınız büyük olacak.

Ama korkarım iş işten çoktan geçmiş olacak.

Son bir hamle, bir zamanlar var olmuş olduğunuz kente tutunmak isteyebilirsiniz.

Olmadık bahaneler kurmanız gerekecektir kendi kendinize. Bir ucu kalem kâğıt kalabalığına dayalı meşru bahaneler olmalıdır bunlar. Tıpkı bir zamanlar sizi bu kente bağlayan şeyler gibi.

Siz değiştiniz, fark etmemiştiniz.

Kent değişmiş olacak, fark edeceksiniz.

İşte o gün öleceksiniz.

Leave a comment

Your comment