Sevinç Çokum ; “Bizi Bulmak”, Türkiye, 4 Eylül 1997

“Bizi Bulmak”
Sevinç Çokum

Birgün Sahaflar’da yarı karanlık bir dükkanda Ahmet Mithat Efendi’nin bir eserini arıyordum. Eski yazı kitaplarla yenileri arasından, imparatorluk görmüş, iki büklüm olmuş, koca ciltlerin altında ezilmiş bir ihtiyar doğruldu. Neyi aradığımı söyleyince ucu bucağı bellisiz bir mağaraya dalacakmış gibi tedirgin, durdu öylece. Sonra dükkanın ayrı bir özenle korunan bir köşesinde küf ve rutubetle sarmaş dolaş, üzerlerinde sinek izleri, solmuş sararmış, yaprakları okunmazlıktan birbirine yapışmış kitaplara yöneldi.

– Osmanlıca biliyorsun demek! O halde bunların dilinden anlarsın, dedi. Yüzünde uçuk bir sevinme mi vardı, yoksa ben mi öyle sanmıştım, bilemedim. Sonra,

– Bakın.. dedi. Bu kitapların hepsi yeni harflere çevrilmeyi bekliyor. Bana öyle geliyor ki, hep bekleyecekler. Daha doğrusu okunmayı.

Üzerinden yıllar geçtiği halde ben o ihtiyar kitapçının adeta bir vasiyet anlamında, iç ıstırabını dökercesine söylediği sözleri unutmadım. Aynı iç sızısını o günden sonra ben de duydum. Kimbilir neler, ne eserler böyle el değmeden kaybolup gitti?

Geçen gün bir kitapta rastladığım şu cümle hemen hemen aynı anlamı çevrelediğinden bana yine o ihtiyarı ve o sözleri hatırlattı. “Bizi bulmak size düşüyor, bize değil.” Bu vurucu cümleyi bütün gün düşündüm, yarın da düşüneceğim…

Kitabı merak etmişsinizdir:

Nazan Bekiroğlu’nun “Nün Masalları”… Belli bir yaşa ve herhalde menzile vardıktan sonra ben artık yazılanların bütünü üzerinde değil, cümlelerde hatta kelimelerde oyalanıyorum. Herşeye daha bir minyatürümsü bakıyorum diyebilirim. Düşünce derinliği, incelikler, tefekkür arıyorum. Nazan’ın hikayelerinde de bunlar göze çarpıyor. Masal demiş ama değil; belki gerçeğin masalla örtülüşü, geçmişle hesaplaşma da diyebilirim ben bunlara.

Nazan Bekiroğlu hakkında geniş bilgiyi Ahmet Kabaklı Hocanın “Türk Edebiyatı” hikaye ve roman cildinde bulabilirsiniz. O da son yıllarda Türk Edebiyatına imzasını atan Muhterem Yüceyılmaz, Ayşe Göktürk Tunceroğlu, Necdet Ekici, Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, Asuman Şenel gibi yeni kuşağın temsilcilerinden. Hikayelerini biraz geç kitaplaştırmakla (Dergah Yayınları) birlikte adını önceden duyurdu.

Nazan Bekiroğlu sanata meyli ile ilim vechesini kaynaştırmış olanlardan. Doçent Doktor Bekiroğlu’nun hikayeciliği sebebiyle farklı bir hocalığı olmalı diye düşünüyorum. Sanırım o Türkoloji tahsilini de edebiyat sevdası dolayısıyla seçti.

Onun hikayelerini içinizde Dergah’tan ve Türk Edebiyatı Dergisi’nden bilenleriniz olmalı. Güzel bakıyor dünyaya, güzel bakmak istiyor. Zaten güzelim dünyası, çehresine aksetmiş bir yazar Nazan Bekiroğlu.

“Bizi bulmak size düşüyor!” cümlesinin ardındaki “biz” üzerinde düşünüyor yazar. Giderek unutulan ve dalgaların örttüğü, suların örttüğü kıyılarda dolaşıyor. O işte bu kıyılardan taşlar topluyor; bırakılmış, unutulmuş şeyler.

Herbiri masalsı, hayali bir atmosferde geçen hikayeleri hep o geçmişten, daha çok Osmanlı hayatından, kültür ve medeniyetinden ayrıntılarla gelişiyor, renklenip bezeniyor. Hikayelerin isimleri de zaten o muhtevayı yansıtıyor. “Hattat ve Padişah”, “Nakkaşın Yazılmadık Hikayesi”, “Kayıp Padişah”, “Ahter-Suhte, Hu ve Lale” vesaire…

“Akşamın Ağası” adlı hikayesindeki o meşhur cümle yazara şair Hamid’in amcası olarak görünen ve koltuğunun altında “Letaif-i Enderun” cildini tutan kahramana ait. “Bizi bulmak size düşüyor.” sözünü hepimize yöneltilmiş bir uyandırma, bir sarsma cümlesi olarak yorumlayabiliriz… Kimbilir neler yitip gitti bu dalgalı denizde, ne isimler ne eserler… Geçmiş böyle kırık dökük birkaç çizgisiyle kalmış olsun mümkün mü? Eşiversek, karşımıza kimbilir neler, ne güzellikler, ne enginlikler yahut ne gerçekler çıkacak… İşte bu noktada yazarın hikaye dünyasını da araştırmacılığı, ilim adamlığı yönetiyor diyebiliriz. Akşamın Ağası’nın “Bıraktıklarımız bizi bulmanıza yetebilir” demesi bize ışık oluyor Allahtan. Evet istesek, bulabiliriz onları, kaybedilmiş görünenleri.

Bize has hikayeler yazıyor Bekiroğlu. Ama modern ölçülerde. Yenileri bakalım nasıl olacak?

Sevinç ÇOKUM – Edebiyat Sohbetleri

(Türkiye – 4 eylül 1997)

Leave a comment

Your comment