Dr.Yunus Balcı ; “Nun Masalları”, Ayışığı , Sonbahar 97-7

NUN MASALLARI

DR. Yunus BALCI

Edebiyat ile edebiyat bilimi, birbirleriyle ilgili fakat birbirinin aynı olmayan iki alandır. Biri, estetik yönü bulunan ve yaratmaya dayanan sanat ağırlıklı ürünü, diğeri ise bu mahsul üzerinde yapılan incelemeyi ifade eder. Biri, sanatkarın işidir; diğeri edebiyat araştırmacısını ilgilendirir.

Günümüzde bilimlerin gelişmesi artık bir alanda ihtisaslaşmayı gerekli hale getirmiştir. Özellikle bu, edebiyat gibi geçmişten geleceğe hayatın her safhasına hitap eden geniş bir perspektif düşünüldüğünde, kendisini daha da zarurî kılmaktadır. Yani edebiyat alanında hem sanatkar olabilmek; hem de bu sanat ürününe bilim açısından yaklaşmak oldukça zor görünmektedir. Zira hem yaratıcı olmak, hem de eldeki malzeme üzerinde akıl yürütmek, mukayeseler yapmak, geniş bir hayal ve zihin faaliyetine ihtiyaç gösterir.

Günümüzde bu iki özelliği birleştirebilen yazarlardan biri Nazan Bekiroğlu’dur. Bir sanatkar ve ilim adamı olarak tanıdığımız Nazan Bekiroğlu, daha önce Dergah dergisinde neşrettiği hikayelerini Nun Masalları adı altında bir araya getirerek geçen mayıs ayında Dergah yayınları arasında yayımladı.

İçinde on iki hikayenin yer aldığı bu eser, Birinci Bölüm/Hattat ve Padişah, İkinci Bölüm/Genç Mezarlık Bekçisi, Genç Kalfa ve Son Padişah; Son Bölüm/ Diğerleri ile ve Nigar Hanım, Sevgili bölümlerinden oluşmaktadır.

Hattat ve Padişah adlı birinci bölümde. Hat ve Rasat, Kayıp Padişah, İri Kara Bir Leke, Ayine-i Mücellada Nihânız hikâyeleri yer almaktadır. Bu bölümdeki hikayeler ayrı başlıklar taşıyorsa da konu ve kahramanlar itibariyle birbirlerine bağlantılıdırlar. Bu bölümün ana kahramanı aynı zamanda rasıtlık ta yapan Hattattır. Bu bölümün ilk üç hikayesinde hatta, padişah, cariye ve hattatın karısı arasında ilişkiler, tarihimizden, medeniyetimizden, tasavvuftan, masalımsı unsurlardan alınan öğelerle örülür.

Bu kısmın son hikayesi hem konu, hem de işleniş bakımından diğerlerinden farklılık gösterir. İlk üç hikayede her şeye hâkim anlatıcı durumundaki yazar, dördüncü hikayede Hattat’ı karşısına alır, onunla konuşur. Anlatıcı şahıs olmaktan çıkarak hikayede “ben”iyle yer alan bir kahraman kimliğine bürünür ve kendi yaratmış olduğu Hattat’la hesaplaşır. Kahramanları yaratan, onları düşündüren, olayları kurgulayan kimse yazarın kendisi olduğundan diğer bir anlamda yazar, burada kendisini yargılar. Bugünü yaşayan yazar, geçmiş zamanların dünyasına yerleştiği kahramanlarıyla insanî boyutta muhasebeye girişir:

“Şimdi hatta istersen benim zamanıma sen gel ve istersen beni kendi zamanına çek. Zamansızlığın ortasında mutlak olanı bulalım, hiç eskimeyecek ve kalıcı olacak olanı…” (s. 42)

Genç Mezarlık Bekçisi, Genç Kalfa ve Son Padişah adını taşıyan ikinci bölümde Ahter-Suhte, Hu ve Lale, O Yakamoz O Yıldız: Onların Son Öyküleri ve Nakkaşın Yazılmadık Hikayesi isimli dört hikaye yer almaktadır.

İlk üç hikayede yazar, önce genç bir kalfanın, uzaktan sarayın pencerelerinde gördüğü Enderun ağasına duyduğu aşkı; ardından genç bir mezarlık bekçisinin genç kalfaya aşkını anlatır. Uzaktan uzağa duyulan aşk, kendini sevgiliye fark ettirmeme, her iki kahramanın ortak ıstırabı olur. İkinci hikayede genç mezarlık bekçisi içindeki sıkıntıyı kağıtlara döker; hattatlara yazdırır; herkesin hissettiği fakat anlatamadığı şeyleri anlatır. Üçüncü hikayede genç kalfanın genç mezarlık bekçisi ile evlendiğini görürüz. Fakat bekçi, aşkını izhar ettiği ve sevgiliye dokunduğu için artık eski yazma kudretini kaybetmiştir. Çünkü içindeki her şeyi boşaltmıştır. Ayrıca bu hikayede, düşmanın savaş gemileri toplarını saraya çevirmişken içindeki ıstırabını halkına anlatamayan son padişaha de yer verilmektedir.

Bu ikinci bölümün Nakkaşın Yazılmadık Hikayesi başlığını taşıyan son hikayesi, teknik bakımından birinci bölümün son hikayesiyle aynı özelliği gösterir. Burada da yazar, metnin içine girer ve eserin basından beri hikayelerine konu ettiği kahramanıyla konuşur, onlarla tartışır: “Önce bütün kurgunun bana ait olduğu husuisunda fikrimi iğfal eden o kahramanlar şimdi hikayenin geldiği hu yerde baş kaldırıyorlar. Ve ben, kahramanları kendisine itaat etmeyen bir hikayeci oluyorum böylece. Kuşatırken kuşatılan.” (s.92)

Bu hikayede yazar, kafasında kurguladığı fakat henüz hikayesini yazmadığı kahramanı Nakkaş ile de sohbet eder.

Son Bölüm / Diğerleri kısmında hikayeler, Bahçeli Tarih, Akşamın Ağası, Kara Yağmur başlıklarını taşımaktadır. Bu bölümden itibaren söz artık tamamen yazarın eline geçmiştir. Yazar birinci tekil anlatıcı olarak hikayelerde yer alır. Bunun yanı sıra bu kısımdaki hikayeler bir öncekilerden muhteva olarak da ayrılır. Birinci ve ikinci bölümde isimsiz kahramanlar, geçmişin masalımsı havası içinde yaşatılırken, buradan itibaren yazar geçmişin kitaplarında rastlayabileceğimiz Ata Bey, Hafız İIyas, II. Mahmut gibi gerçek şahsiyetlerini günümüzün reel dünyasına taşır.

Ve Nigar Hanım, Sevgili başlığını taşıyan bölümün Nigar Hanım, Sevgili hikayesinde yazar, yine farklı bir teknik dener. Bu son hikayenin kahramanı, yazarın üzerinde ilmî çalışma da yaptığını bildiğimiz şair Nigar Hanım’dır. Bu hikaye bir akademik tez üzerine verilmiştir. Önsöz / Giriş / Vesaireden sonra gelen bölümlerle devam eder ve Bibliyografya / Kronoloji / İndeks / Vesaire i l e Zeyl ve Diplomalar’ la biter.

Bu eserde biz, ilmî çalışmanın ne şekilde bir yaratıcılık mahsulüne döndüğünü görmekteyiz. Geçmiş asırların şahsiyetlerini, kültürünü, mesleği gereği araştıran akademisyen, onları kendi dünyalarında veya günümüz dünyasında muhayyilesini kullanarak yeniden canlandırır; kahramanlarını kendi varlığından bir şeyler verir veya onlarda kendi varlığından bir şeyler bulur; geçmişte ve günümüzde mutlak olanın hakikatini kahramanlarıyla beraber arar. Böylece birer kuru bilgi ve şahsiyet durumundaki malzeme, sanatkarın yaratma gücünün bir sonucu olarak gözlerimizin önünde canlı birer kimliğe kavuşur. Bu eserin gerek muhteva ve gerek uyguladığı farklı teknikler açısından örnek alınacağı kanaatindeyiz.

Leave a comment

Your comment